Türkiye Aktüel

KUVÂYİ MİLLİYE

KUVÂYİ MİLLİYE
Avatar
Kubilay Muhammet Özdemir( benimtarihim1923@gmail.com )
Giresun Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu ve aynı üniversitede pedagojik formasyon eğitimini tamamlayıp Öğretmen olmaya hak kazandı. Bir ilkokulda birinci sınıflara ücretli öğretmenlik yaptı. Halen Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü okumaktadır. Kişisel Gelişim ile alakalı 9 tane sertifikası vardır. Ücretli Öğretmenlik yaptığı süreçte Milli Eğitim Bakanlığından 11 tane teşekkür yazısı almıştır. Tarihçi, siyaset Bilimci ve Köşe Yazarıdır ve hâlâ Orta Öğretimde Öğretmenlik yapmaktadır ve ayrıca Yüksek Lisans öğrencisidir.
63
08 Ekim 2019 - 0:37

Kuva-yı Milliye deyiminin sözlük anlamı “Milli Kuvvetler, Milli Güçler” veya başka bir ifade ile “Milis Kuvvetleri” demektir. Geniş kapsamlı özel bir tanım yapmak mümkündür. Bu durumda; “Kuva-yı Milliye, yurdumuzu parçalamak üzere harekete geçen İngiliz, Fransız, Yunan, İtalyan kuvvetlerine karşı açılan cephelerde çarpışmak üzere teşkilâtlanan bölge milis kuvvetleridir”[1] denilebilir. Hareketin özelliği sebebiyle, Milli mücadeleye katılan ve bu mücadeleye taraftar olan herkese de “Kuva-yı Milliyeci” denilmiştir.

Kuva-yı Milliye deyimi dar ve geniş anlamda olmak üzere iki anlamda kullanılmıştır. Dar anlamda Kuva-yı Milliye, düzenli ordu birlikleri dışında bir tür gerilla savaşı ile mücadele veren, sevk ve idareleri merkezi bir komutanlığa bağlı olmayan silahlı gruplardır. Geniş anlamda Kuva-yı Milliye ve İstiklâl Harbi’nin tümünü ifade eder.[2]

“Anadolu direnişi” düşüncesini ilk defa somut olarak ifade eden ve bu doğrultuda eyleme geçen kişi Mustafa Kemal’dir. I. Dünya Savaşı’nın sonlarında Arap çöllerine taarruz etmeyi,“Anadolu dışında kaybedecek tek bir askerimiz bile yoktur”diyerek reddeden Mustafa Kemal, tüm orduların perperişan bir halde yenilip dağıldıkları Suriye cephesinde, emrindeki bir avuç vatan evladıyla devasa İngiliz ordusuna direnmiş ve Anadolu’nun güney sınırını “süngüyle çizmiştir” .

Yıldırım Orduları Komutanı olarak Adana’da bulunduğu sırada Ali Fuat Paşa’yı “ilk direniş yuvalarını” kurmakla görevlendiren Mustafa Kemal, İstanbul’a geldikten sonra da aralıksız olarak Türkiye’yi emperyalizmin kıskacından kurtarmanın hesaplarını yapmıştır. 13 Kasım 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadarki altı aylık sürede her yolu deneyerek, bir taraftan ülkenin kaderinde söz sahibi olabileceği bir makama gelmek istemiş, diğer taraftan da Şişli’deki evinde, gece gündüz demeden “gizli kurtuluş planları” yapmıştır. Osmanlı yöneticileri tarafından adeta kaderine terk edilen,Mondros Ateşkes Antlaşması gereği orduları dağıtılan, silahları elinden alınan ülkenin Savaş Bakanlığı’na gelebilmek için çok çaba sarf etmiştir; fakat herhangi bir sonuç alamamıştır. Bu arada, asker-sivil tüm tanıdıklarıyla gizli görüşmeler yaparak vatanın kurtuluşu konusunda fikir alışverişinde bulunmuştur.

Mustafa Kemal, İstanbul’daki bu altı aylık sürede, daha önce değişik cephelerden tanığı, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele),Rauf (Orbay), Kazım Karabekir ve İsmet (İnönü) ile gizlice görüşerek Anadolu direnişi konusunda anlaşmış ve her biriyle ayrı ayrı planlar yapmıştır. Böylece, Mustafa Kemal, daha Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da bir “kurtuluş ekibi” oluşturmuştur.Mustafa Kemal’in, İstanbul’da Şişli’deki evinde yapılan “gizli kurtuluş planları” gereği belirlenen zamanda Anadolu’ya geçen kurtuluş ekibindeki komutanlar, direniş hazırlıkları yaparak Mustafa Kemal’i beklemeye başlamışlardır. Ali Fuat ve Kazım Karabekir Paşalar Mustafa Kemal’den önce, Refet Paşa,Mustafa Kemal’le birlikte, Rauf Bey ve İsmet Paşa ise Mustafa Kemal’den sonra Anadolu’ya geçerek Milli Harekete katılmışlardır.İstanbul’daki yoğun girişimlerinin sonuç vermesini ve en uygun zamanı bekleyen Mustafa Kemal de şartların olgunlaşmasıyla birlikte 19 Mayıs 1919’da “ordu müfettişliği” göreviyle Anadolu’ya çıkmıştır. Böylece liderin de katılımıyla ekip tamamlanmıştır.Şişli’deki evde iskeleti belirlenen “kurtuluş ekibi”, Amasya’da bir araya gelerek, Mustafa Kemal’in hazırladığı Amasya Genelgesi’ni imzalamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın amaç, gerekçe ve yöntemini ortaya koyan Amasya Genelgesi’nin yayımlanmasıyla Anadolu direnişi resmen başlamıştır.[3]

Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre, Türk ordusu terhis edilmesi, itilaf devletlerinin Anadolu’yu işgal etmesi, işgalcilerin halka zulmetmesi, padişahın ve İstanbul Hükümetinin işgallere tepkisiz kalması, Türk halkının can ve mal güvenliğini koruyamaması en önemlisi ise milletin bağımsızlık isteği Kuva-yı Milliye’yi ortaya çıkarmıştır.

 

Kuva-yı Milliye, Kurtuluş savaşının ilk savunucu örgütüdür. Bu sebeple Güney’de Fransız ve Fransız- Ermeni ortaklığıyla Türklere yapılan zulüm, hakaret, yağma ve öldürme olaylarına karşı ilk direnme 19 Aralık 1918’de Dört yola bağlı Karakese Köyünde oldu.

 

15 mayıs 1919’da başlayan Yunan işgaline karşı, Batı Anadolu’da ilk direniş 16 Mayıs sabahı Urla’da olmuş, Alaşehir ve Nazilli kongreleriyle Batı cephesinde teşkilatlanmaya başlanmış ve Sivas Kongresinde Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa getirilmiştir.

Kuva-yı Milliye, Ordudan terhis edilen subay ve askerlerden, bürokratlardan, hariciyecilerden, sivil halktan oluşmuştur. Belli bir emir komuta zinciri yoktu ve Kuva-yı Milliye bölge bölge kurulduğu için teşkilatların birbirinden haberi olmayabiliyordu. Bu teşkilat düzenli askeri birliklerin oluşturulması için ve düşmanı nihai olmasa da zayıflattığından dolayı düzenli ordunun kurulmasına zaman kazandırmıştır.

 

“Millet orduya; kendi içinden teslim etmiş evladını, düşman tecavüzüne maruz kalan mıntıkaların müdafaasına, düşman tasallûtuna uğrayan kardeşlerinin hayatının muhafazasına memur etmeğe mecbur olmuştu. İşte buna kuvayi milliye diyoruz ve bütün kâinat böyle diyor” şeklinde tanımlanan Kuva-yı Milliye, başlatılan haksız işgallere karşı ülkenin korunması ve savunmasının sağlamlaştırılıp pekiştirilmesi ve birliğin sağlanmasını hedeflemiş böyle bir durum, direnmenin ve meşrulaşma çabalarının başlangıcı olmuştur. Kuva-yı Milliye, TBMM Hükümetinin otoritesini egemen kılacak, içeride güvenliği sağlayacak bir kuvvet olmuş, düzenli orduya geçiş öncesinde disiplin sağlamaya çalışmıştır. Yunan ordusunun taarruzlarına düzensiz ve gayri nizami kuvvetlerle karşı konulamaması Kuva-yı Milliye’yi ve zamanla suiistimale yönelen yapısını tartışılır hale getirmiş, TBMM’nin gizli ve açık celselerinde Kuva-yı Milliye gündemin konusu olmuştur. “Kanaati gayet sağlam olan insanlardan, efrattan müteşekkil olan cesur” ve “Pek müteredditler veya korkaklar”ın giremedikleri” bir heyet olarak nitelendirilen Kuva-yı Milliye, yapılan müzakereler neticesi lağvedilmiş ancak, Millî Mücadele içerisindeki yararlılığı ve rolü unutulmamış olan direniş kuvvetleri olarak kalmıştır.[4]

Düzenli ordunun kurulmasında  ilk adım 16 Mayıs 1920’de atıldı. Bütün Kuvayı milliye birliklerinin yiyecek ve cephane ihtiyaçlarının Milli Savunma Bakanlığı tarafından karşılanmasına karar verildi. Batı Anadolu Genel Kuvayı milliye Komutanlığı’nın adı Batı Cephesi Komutanlığı olarak değiştirildi ve komutası da Ali Fuat Paşa’ya verilmesiyle birlikte Yunanlılar, 22 Haziran 1920’de genel saldırıya geçtiler.

Yunan saldırıları sonucu Balıkesir, Bursa, Uşak ve Nazilli gibi şehirler elden çıktı.

Bu kayıpların izlerini silmek için Ali Fuat Paşa Gediz Taarruzu’nu

başlattı (24 Ekim 1920).

Kuvayımilliye (başta Çerkez Ethem) güçlerinin disiplinsizliğinden dolayı Gediz’de başarılı olunamadı.

Bunun üzerine Ali Fuat Paşa görevden alındı ve Batı Cephesi yeniden düzenlendi. Cephe ikiye ayrıldı. Batı kanadına Albay İsmet Bey (İnönü), güney kanadına Albay Refet Bey (Bele) atandı. Böylece Batı Cephesi’nde düzenli ordu kurulmuş oldu. Kurulan bu cephe, Milli Savunma Bakanlığına bağlandı (12 Kasım 1920).

Umum Kuvayıseyyare (Genel Gezici Kuvvetler) Komutanı Çerkez Ethem ile Denizli yöresinde faaliyet gösteren Demirci Mehmet Efe, bu düzenlemeye karşı tepki gösterdiler ve düzenli ordu saflarına katılmak istemediler.

  1. İnönü Savaşı sırasında ortaya çıkan Çerkez Ethem İsyanı bastırıldı. Demirci Mehmet ise affedilip emekliye ayrıldı. Böylece düzenli ordunun önündeki önemli bir engel de kalkmış oldu.

sonuçta; bu teşkilât, Türkiye Büyük Millet Meclisince kaldırılmış; böylece “Düzenli Ordu Dönemi” başlamıştır.

Bu konuda son bir değerlendirme olarak, Kuva-yı Milliye ile ilgili kesin bir görüş ileri sürmek gerekirse, denebilir ki; Türkiye’nin güçlü düzenli ordu birliklerinden yoksun bulunduğu çok kritik bir döneme, yiğitçe çarpışmaları ile, damgasını vuran Kuva-yı Milliye, başarılı veya kusurlu tüm yönleriyle, Türk Milli Mücadele Tarihindeki seçkin yerini daima koruyacaktır.

 

[1] ÇAY Abdülhaluk-KALAFAT Yaşar; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kuva-yı Milliye Hareketleri, Sistem Matbaacılık, Ankara 1990, s. 7. Aktaran; DR. ÖĞ. BNB. KADİR KASALAK, Kuva-yı Milliyenin, Askeri Açıdan Etüdü, http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-42/kuva-yi-milliyenin-askeri-acidan-etudu,

[2] ERCAN, Yavuz; “Kuva-yı Milliye’nin Yapısı ve Niteliği Üzerinde Bir Tahlil” İkinci Askeri Tarih Semineri Bildiriler, Gnkur. Basımevi, Ankara 1995, s. 231. Aktaran; DR. ÖĞ. BNB. KADİR KASALAK, Kuva-yı Milliyenin, Askeri Açıdan Etüdü, http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-42/kuva-yi-milliyenin-askeri-acidan-etudu,

[3]Sinan Meydan, http://www.eglencelitarih.com/?pnum=277&pt=Atat%C3%BCrk%2C+Kuvay%C4%B1+Milliye+ve+Kurtulu%C5%9F+Sava%C5%9F%C4%B1

[4] Meclis Celse Zabıtlarında Kuva-yı Milliye

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI