Türkiye Aktüel

Pekin’deki Pace Sanat Galerisi kapanmasaydı, Hong Kong olayları tuallere taşınırdı!

 Çağdaş Türk resminin duayenlerinden Bedri Baykam ile birkaç yıl önce İstanbul-Pekin arası yaptığımız telefon konuşmamızda 798’i hiç görmediğini ve görmek istediğini söylemişti. 

Pekin’deki Pace Sanat Galerisi kapanmasaydı, Hong Kong olayları tuallere taşınırdı!
46
18 Eylül 2019 - 16:08

Bedri ağabey nihayet geçen yılın Ekim ayında ilk kez Pekin’e geldi. Çoğu Türk gibi o da Pekin’i görmede geç kalanlardan, hele ki bir de sanatçıysanız! Çünkü Pekin’de devasa 798 Sanat Merkezi var ve görülmezse “olmazsa olmaz”.

Bedri Baykam, Uluslararası Sanat Dernekleri (IAA) Dünya Başkanı olarak Pekin’deydi. Etkinliklerini izleyemedim ama İstanbul’a döneceği son gün birlikteydik ve bu kısa gün oldukça verimliydi, hele ki benim için. Bana ilk hediyesi bir 70’lik oldu. Birkaç ay sonra bu aslan sütünü Türk dericiliğinin Çin’deki ustalarından Feridun ve Ferit ile Pekin’deki bir Suriye lokantasında, Arap-Türk mezeleriyle pek keyifli devirdik! İkinci hediyesiyse; -798’deki sanat galerilerinde gezerken gördüğüm işlerden ötürü adını çokça andığım- “This has been done before!” kitabını bana hediye etmesiydi (Bu mottoyu bilen için not; bu türden sergileri gezerken yaptığım eleştirilerimi Batılı bir eleştirmen gözüyle değil, ruhunu çoktan batıya satmış doğulu sanatçılar için söylediğimi belirteyim). Ben de Bedri ağabeye istediği klasik Çin resmi ile ilgili aradığı tüm malzemelerin satıldığı dükkânı CAFA’nın (The Central Academy of Fine Art) oralarda buldum. Bedri ağabeyin diğer bir kârının 798’de ilk solo sergisini açan Türk olmasını umuyorum, şimdiye değin hiç bir Türk ressam 798’de sergi açmadı. O ipi kim göğüsler mi bilemiyorum ancak “798’de ilk Türk ne zaman sergi açacak?” sorusunun yanıtı artık çok uzakta değil ve işte o da bu yazının konusu:

Pace'nin ve buradaki diğer birçok galerinin mimari yapısı, Doğu Alman Bauhaus ekolünün 798'deki prototipidir. Bu klasik mimari, 798'in de logosudur.

(Pace’nin ve buradaki diğer birçok galerinin mimari yapısı, Doğu Alman Bauhaus ekolünün 798’deki prototipidir. Bu klasik mimari, 798’in de logosudur.)

798’DEKI DEĞIŞIM RÜZG RIN DOĞUDAN YA DA BATIDAN ESMESIYLE DEĞIŞIR

Yazılarımda defalarca konu ettiğim 798 Sanat Merkezi dünyanın en büyük çağdaş sanat merkezi ünvanını koruyor. Bedri Baykam ile 798’i gezdikten sonra “798 de tıpkı New York’taki SOHO gibi. SOHO da burası gibiydi, sonra değişti, ticarîleşti, burası da onun gibi olmuş” dediğinde bir durakaldım. Biri bana nihayet “kral çıplak” dedi. Dediği doğru ve 798 için kabul etmek istemediğim gerçek bu aslında. Burası iyice evriliyor.

798’in önceki ve yenisi de olmak üzere genel müdürlerinin bende wechat hesapları var. Zaman içinde birçok kere yanlarına gidip sohbet edip çaylarını içtim, Çin yılbaşılarında da birbirimizi yoklarız! Onlara kaç kere “798’de açmaya izin verdiğiniz her işlikte mutlaka sanat eseri satılmasını da şart koşsanıza!” Ama heyhat! Burada iki yıl kadar önce açılan 7/24 hizmet veren bir zincir marketin duvarlarındaki tabloları görünce heyecanlanmış ve “işte oluyor, markette resim satıyorlar” dedim ama sadece sergilemek için asmışlar, satmıyorlarmış.

798’de çoğu sanat, moda, filmcilik, kafe, restoran, çayevi vs olmak üzere 400’den fazla her türden işlik var ama 15 küsur yıl önce hemen hepsi sadece sanat galerisi, sanatçı evi ve atölyeleriydi. Şimdiyse tek bir sanatçı bile burada kal(a)mıyor, çünkü ticarîleşti yani kiralar aşırı arttı. İlkin bu kiraları ödeyemeyen sanatçılar evlerini buradan taşıdı, sonra atölyelerini de taşıdılar. Şimdi de ya sanat galerilerini de taşıyorlar ya da gitmemek için tırmalıyorlar. Çoğu sanatçı da Pekin’in farklı yerlerindeki sanatçı köylerine ve Pekin’in güneybatı ucunda kalan Songzhuang adlı diğer devasa sanat merkezine/semte göç ettiler. Songzhuang’a şu an metro yok ama açılacak. Sonrasında 798’in üç-beş katı büyüklüğünde merkezdeki değişim de kaçınılmaz olacak. Ama değişim ne yöne doğru olacak? O da bu yu yazını içeriğinde var.

798’deki değişim de kapitalizmin evrensel kurallarına uygun biçimde ilerledi; parası olan kirayı ödüyor, ödeyemeyen burada durmuyor, gidiyor! Çoğunluğu oluşturan sanat galerileriyse yavaş yavaş eriyor. Ancak diğer bir gerçek de şu: Değişime direnen ve burada kalıp sanat yapan, hatta galerisini 10 küsur yıl önce kapatıp ama son birkaç yıl içinde 798’e geri gelen sanat galerileri de yok değil. İşte ben bunlara “Asya’dan esen yeni doğu rüzgârı” diyorum! Ancak, geçenlerde 798’in en ünlü sanat galerilerinden biri daha kapandı; Pace Gallery.

PACE GALLERY’NIN VE GIBILERININ SONUNU NE GETIRDI?

Pace Gallery 798’in orijinal meydanında, Goethe Enstitüsünün Pekin’deki birkaç şubesinden birinin olduğu yerin tam karşısında, görenleri kıskandıran büyüklükte konumu çok güzel bir sanat galerisi. Burada çok ünlü Çinli sanatçıların yanı sıra -özellikle yabancıların- hakikaten estetikten uzak sergileri de açıldı; haliyle işin estetik tarafı bir yana para getiren sanatçı (!) önemli.

Pace Galerinin sahibi ABD’li Arne Glimcher. Böylesi devasa bir yerin sahibi bir ABD’li olunca onun hakkında ilginç bilgilere ulaşmak beni şaşırtmadı. Örneğin -siyonizmin başta gelen yalaması- NY Times’daki bir yazıya göre göre Arne, Yahudi kimliğiyle çok rahatmış ve Yahudi olmasından ötürü de son derece gururluymuş. Bingo! Hâlbuki bu sahibinin sesi bu gazete parçası, galeri sahibinin Yahudi kimliğini zorlamayıp da yaptığı işe odaklanan bir sanatçı kimliğini öne çıkarsaydı gazetecilik yapmış olurdu ama sağolsun, sayesinde önyargısız, herşeyi daha en baştan öğrenmiş olduk. Artık rahatız ve gideceğimiz yeri rahatlıkla görüyoruz:

Elbette gazetenin mesajını net almış olduk. Zaten insan düşünmeden edemiyor, Pace Galeri’nin 20 bin metrekarelik alanının sadece kira parasını bir insan nasıl olur da öder, hele ki Çin’de bir yabancıysanız! Hâlbuki ben biliyorum, 798’de birsürü pırıl pırıl birçok galeri sahibi Çinli arkadaşım var; mekânları 100 m2 ya da bilemedin 1000 m2 sanat galerilerinde var olmaya, ayakta kalmaya çalışıyorlar. 798’deki bir Çinli için hiç de kolay olmayan, nasıl oluyor da bir ABD’li için -eh madem NY Times öyle dedi- Yahudi kimliğiyle gurur duyan biri, parayı yıllar boyunca burada rahatlıkla cukkalıyor!

Pace Gallery’nin sahibi arkasına o bildik ağababalarını almış ve Pekin haricinde New York’ta (3 yer), Londra’da, Hong Kong’da (2 yer), Palo Alto’ta, Seul’de ve Cenova’da yani dünyanın belli başlı merkezlerinde sanat galerileri açmış işletiyor. Sanmayın ki galeri işletmeciliğinde çok başarılılar; bunu kimse benim külahıma dahi anlatamaz! Bir gün, kimsenin hiç dokunmadığı “Sanat İşletmeciliği”nin bilinmeyen yüzünü de yazmak dileğiyle! Ama işte sonuç o ki Pekin’deki Pace Gallery kapandı!

ARTIK ÇIN’DE BIRILERI ESKISI GIBI IŞ YAPAMIYORSA, BUNUN NEDENI NE?

Çin-ABD ilişkileri iyileşir de bu adamlar yine paralarını konuşturup Pace Gallery’yi yine Pekin’de açar mı bilemiyorum ama Sahip Arne Glimcher diyor ki “Bir süreden bu yana Çin anakarasında iş yapmak imkânsız oldu.” Açıklamasına bakarsak, ona göre iki ülke arasında sorunlar, onun sanat ticareti yapmasını engelliyor. Ama kazın ayağı hiç öyle değil! Çünkü gerçeği dile getirmek istemiyorlar, çünkü getiremezler. Ayrıca başımdan iki yıl önce geçen diğer ilginç ve bununla bağlantılı olayı da ekleyeyim:

Çin’de Amerikalı bir arkadaşım vardı. Maddî durumu oldukça iyi, cimriliği yerinde, başarılı (!) Amerikalı bir işadamı. Birgün wechat’teki ikimizin de içinde olduğu bir grupta, ben Siyonizme giydirince bu arkadaş aşırı hiddetlendi ve nihayetinde beni gruptan attı. O tartışma sırasında söyledi ki kendisi Yahudiymiş. Hâlbuki ben siyonizme giydiriyorum, o ise bunu Yahudiliğe getiriyor. Ancak çok daha önemlisi, kendisi Siyonist sülale Rothschilds sülalesindenmiş (ikinci bingo!), çünkü grup yazışmalarında Soros’a, Rocafeller’e, Rothschild’a vs giydiriyorum. Bu ABD’li arkadaş daha önceki buluşmalarımızda bana, genç yaşlarında Türkiye’yi çokça gezdiğini (!) söylemişti. Yani Türkiye’yi çokça gezen bir Rothschilds üyesi, şimdi de yıllardır Çin’de yaşıyor ve geziyor! Çin bu, bırakır mı adamı! Benim gazeteci olduğumu bilen Rothschilds ailesine mensup bu arkadaş, bu olaydan bir yıl kadar önce benden bir ricası olmuştu: Çin polisi onu devamlı rahatsız ediyormuş.

Kendisinin hiçbir suçu yokken (!), mümkünse Çinli gazeteci arkadaşlarımın vasıtasıyla durumunu Çin basınında haber yaptırmak istediğini ve bunun için benden yardım istediğini söylemişti. Bana kısaca “burada herşeyim yasal ama nedense bana her konuda zorluk çıkartıyorlar” diyor. Neden bilmiyorum, beni wechat grubundan attıktan bir yıl kadar sonra beni tekrar wechat’ten bulmuş ve yaptıklarından ötürü bir tür özür dilemişti. Sanıyorum ona başından beri hep dürüst oldum, o nedenle insanlığı tutmuş ve benimle konuşmaya başladı. Halen arada bir konuşuruz. Bana, Çin’in onu devamlı rahatsız etmiş olmasına dayanamayıp Çin’den ayrıldığını söyledi. Şimdi Çinli karısı ve çocuklarıyla bir Güney Asya ülkesinde yaşıyor. Pasfik ve ABD’nin çevresindeki Hong Kong, Singapur benzeri siyonizmin kurduğu vergi cenneti adacık ülkeleri ile Güney Asya ve ABD arasında gidip geliyormuş.

ÇIN, INSANLIK SAVAŞIMINDA LOKOMOTIF

Yukarıdaki paragrafın özü; Çin, siyonizmi Çin’de istemiyor! İşte Çin’de şahit olduğum iki olay; ilkinde Rothschild üyesi ülke dışına gönderildi, şimdi de diğer Siyonistsever Pace Galeri kapandı. Göreceksiniz, Çin Siyonizmi tepelemeye devam edecek! Çinli gazeteci arkadaşlarım da İsrail’den Çin’e çok yoğun akış olduğunu söylemişlerdi. Belli ki Xi Jinping takımı bu asalaklar üzerindeki baskıyı arttırıyor. Çünkü Pace’nin sahibi Glimcher giderayak “Xi Jinping’in iktidara geldiği 2012 yılından bu yana Çinliler zenginliklerini açıkça göstermekten korkuyorlar ve Çin anakarasındaki Çinliler satın almak istemiyorlar” diyerek içindeki düşmanlığı kusuverdi. Suçlu psiklolojisine bakın; şikâyet edecek ancak edemiyor, kalkan olarak zengin Çinlileri kullanıyor. Şöyle devam ediyor Glimcher “Çinliler evlerini dünyanın başka bir yerinden almak isterlerse, zaten giderler Hong Kong’dan da almak isterler” diyor! Hah, bir ipucu daha. Şimdi de Hong Kong’daki olayların asıl nedeninin nereden kaynaklı olduğunu anladık mı? Hong Kong’da bugünlerde boşuna ABD bayraklarıyla yürünmüyor! Bu satırları okuyanlar, Hong Kong’un aslında kimler tarafından ve nasıl kurulduğunu da araştırırlarsa asıl sorunun kaynağını görürler. Sağlıklı olan, Hong Kong olaylarını da bu gelişmelerin devamı olarak okumaktır.

HONG KONG, SURIYE VE VENEZUELLA’DAN SONRA, DÜNYANIN YENI AYRIŞMA NOKTASIDIR

Pace Galeri’ye göre, Trump’ın Çin’e koyduğu yüksek gümrük duvarı sanat piyasasını olumsuz etkiliyormuş. Aslında Pace, Çin anakarasında açılan ilk ABD’li sanat galerisi ve tarihi de çok eski değil. Galeri, Çin’in piyasaya sürdüğü milyarlarca dolar sonrası ayağa kalkan 2008 dünya ekonomik krizi sonrası açılmış. Çok iyi biliyorum, 2008 dünya ekonomik krizi sırasında kiralar 798’de de çok düşmüştü, o nedenle Glimcher 798’deki en güzel galerilerden birine ucuza konmuş. Ancak gerçek şu ki uzun zamandan beridir Çin çağdaş sanatını kontrolleri altına almaya çalışan bu türden adamlar, bu işi bu ülkede bir türlü beceremediler. Hatta öyle ki Batılı koleksiyonerler çağdaş Çin sanatının ustalarının yapıtlarını devasa fiyatlara satın alıyorlar, yani sanat piyasası on tarafından kontrol edilemez bir biçimde hanidir Çin’e kaymış durumda. Bağımsız Çin devletinin bu türden adamlara papuç bırakmayacağı çok net. İşte o nedenle bu siyonist takımının Çin pazarına giriş için seçtiği Hong Kong onlar için çok önemli, yıllardan beridir bu böyle. Sadece sanat alanında değil, her alanda Çin anakarasında girmek isterlerse Hong Kong’la yatıp kalıyorlar (not; Singapur ayrı ve orası da başka bir yazının konusu). Eğer HK ellerinden gidecek olursa Asya’daki varoluşları ciddi etkilenecek. Bu, yaptıkları açıklamalardan çok net anlaşılıyor.

Kapanacağı günü hararetle beklediğim ve kurulduğu günden beri 798’i sömüren UCCA adlı, herşeyi çok pahalı olan diğer sanat galerisi-dükkânlar topluluğunun sahibi Philip Tinari de şöyle diyor; “Sansür de Çin’de her zaman önemli bir şey oldu.” UCCA’nın sahibi de buradan gönderileceğinin kokusunu aldı galiba! Kendisini hiç sevmem: Bir gün UCCA’yı gezerken, Çin’in Anadolusundan gelmiş yaşlı bir Çinli amcam galerinin içinde de değil, fuayesinde telefonda yüksek sesle konuşunca, ona bağırmasını asla unutmam. Klasik, kendilerine has pis ruha sahip o tür insanın, hâkir gördüklerine karşı o bildik tepeden bakışı!

Size tek tümceyle geçeyim: Çin’deki, bu tüm Çin’i sömürenler topluluğu, Xi’nin yönetiminden inanılmaz korkuyorlar ve hiç sevmiyorlar. İşte tüm mesele de burada!

(798 Sanat Merkezindeki bir kafede, torun Suphi Baykam’ın kadrajından)

TICARET SAVAŞI! PEK BILDIĞINIZ GIBI DEĞIL…

Eklemek lazım: Sanmayın ki ABD-Çin Ticaret savaşından dolayı Çin sıkıntı içinde. Tam tersine! Çin aslında durumdan son derece hoşnut. Çin bu ticaret savaşında kaybetmiyor, tam tersine kazanıyor, hatta sadece Çin değil tüm dünya ülkeleri kazanıyor! Herşeyi Batı basınından izleyen dünya henüz bu gerçeği göremedi! İstatikleri ayrıntılı tararsanız, Çin halen çok hızlı büyüyen bir dev. Çin’in büyüme hızı, sadece onun geçmiş yıllardaki büyüme hızına oranla düşmüş durumda. Yoksa diğer tüm büyüyen ülkelerle kıyaslandığında Çin dünyanın en ucu açık biçimde büyümesi devam eden ülkesi. China Daily gazetesi geçen günlerde bu konuyla ilgili hazırladığı basit ve görselliği iyi bir videoda aslında “ekonomik büyüme”nin nasıl hızla devam ettiğini anlatıyordu. Bu savaşın dünya halkları için güzel tarafı da şu: Çin geçmişte ABD’den aldığı onca malı ABD’den alamayınca, onun yerine -Türkiye dahil- diğer ülkelerden ithal etmeye başladı. Bu da sadece ülkeleri sevindirmedi dünya ticaretini de hareketlendirdi. Anımsayın Çin geçen yıl Kasım ayında dünyanın en önemli finans başkentlerinden biri olan Şanghay’da Çin Uluslararası İthalat Fuarı sayesinde kapılarını ABD hariç tüm dünya ülkelerine açmıştı. Çin böylesi bir savaşa dünden razı. Çin’in bu savaşta kaybetmeyip güçlenmesi bir yana, ABD ile bu sürtüşmesinin adına “savaş” denmesi, şu an kendisine karşı devamlı tehdit olarak kullanılan diğer olası savaşların üstünü örtmesinden ötürü oldukça rahat. Çünkü “savaş” denildiğinde Çin’i sarıp sarmalayacak olan ateş toplarının başlıcaları şunlar: 1. Hiç bitmeyen Tayvan sorunu, 2. Güney Asya ülkeleriyle hep sorun olan Güney Çin Denizi sınır sorunu, 3. Sincan Uygur Özerk Bölgesi ayrılıkçılar ve dinî gericileşme sorunu, 4. Sonu gelmeyen Tibet sorunu, 5. Japonya ile Diyaoyutai (Bizim Kardak benzeri adalar) sorunu, 6. Bir türlü hallolmayan Hindistan ile sınır sorunu, 7. Ve işte en sonunda, tekrar hortlatılan bugünlerin sıcak konusu Hong Kong sorunu. Yani Çin’in etrafında sıcak savaşa neden olacak o kadar çok sorun var ki o nedenle ABD ile “ticaret” gibi kendisine hiç bir zaman zarar vermeyecek, hatta yararı olacak bu soruna başından beri hep “savaş” denilmesini istedi. Yani Çin savaşacaksa böyle savaşa razı! İşte Ticaret Savaşı denilen bu savaşta siyonizm kaybettiğini anladığından ötürü, şimdi var gücüyle Hong Kong’a yükleniyor. Çünkü Çin ile başlatılan ticaret savaşı para etmedi!

Pace Galerinin kapanmasında da Hong Kong’da çıkan olayların arkasında da Çin’in gün geçtikçe güçlenmesi ve siyonizmin telaşesi yatıyor. Bunlar yani ABD ve İsrail, Trump ile zokayı yuttullarını geç anladılar ve Çin ve Avrasya kazandıkça gün be gün hırçınlaşıyorlar. Sadece Hong Kong değil, bundan sonra Çin’in başına başka olayları da çıkartmak için debelenip duracaklar ve bu çok aşikâr!

Son Uygur meselesindeki karmaşıklığın nedenlerini Türkiye geç de olsa anladı. Türkiye HK konusunda tıpkı Venezuela’da olduğu gibi Çin’in yanında dimdik durmalı. Şimdiden belirtelim, Uygur sorununu da daha çok kaşıyacaklar; Çin ve Türkiye’nin bu konuda itidallı olmaları ve kanalları hep açık tutmaları dileğiyle!

“TAM BAĞIMSIZLIK NEDIR?” MI!

Çin’de, kurulduğundan bu yana yoluna devam eden tek parti (Çin Komünist Partisi) yönetiminin ve “tam bağımsızlığın” ne demek olduğunu anlamak gerçekten kolay değil. Ancak Çin’de uzun yıllar yaşayınca bu başımsızlığı ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Pace Galeri bundan sonraki Çin sömürüsüne artık Hong Kong’daki iki galerisinden doğru devam etmeye çalışacak. Ama Çin bu! Hong Kong’da da olsa “Pace Galeri zihniyeti”nin peşini bırakacak gibi görünmüyor.

Artık 798 Sanat Merkezinde ve Çin’deki tüm çağdaş sanat merkezlerinde gerçek sanatçıların, yani dünya sanat pazarda etkin olan siyonistlerin kontrolünde olmayan gerçek sanatçıların sergileri düzenlenecek. O günler hiç uzak değil!

Yukarıda demiştim ya; Asya’dan yeni bir doğu rüzgârı esiyor, diye!

İlgili Pekin’deki Pace Sanat Galerisi kapanmasaydı, Hong Kong olayları tuallere taşınırdı! haberiyle ilgili sizde görüşlerinizi yazarak gündeme dahil olabilirsiniz. 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
KÖŞE YAZARLARI