Gündem konumuz okullarda ki silahlı saldırı.
Bu konu basit bir durum değil. Hepimiz teknoloji ile harmanlanmış bulanıklaşmış dönenlere doğru yol aldığımızın ön gösterimini izliyoruz.
Kim kimi suçlayacak o da belirsiz.
Ortada bir suçlu varsa suçlu hepimiziz.
Özgüven ile şımarıklığı ayırt edemeyen ebeveynler çoğunlukta.
Aman çocuğum ezilmesin, çocuğuma laf söylenmesin. Öğretmen veliyi uyardığında günah keçisi öğretmen olsun gibi, gibi…
Ayar yapamıyoruz biz ebeveynler ya çok özgür (özgüvenli olacak ya)
Ya da aşırı disiplin, otorite kullanarak, çocuk ile aramıza fazla mesafe bırakıyoruz.
Bunun bir orta yolu yok mudur?
Çocuk yetiştirmek bir sanat ise bu sanatı nasıl inşa edeceğiz.
Çocuk ailenin sanat eseridir.
İnce, ince detay, detay her bir anı aileden kopyalayan ve bu kopyayı büyüterek yürüten sanat.
Temel ailenin soyundan ilerler.
Aile tohumu eker, bilinçli eğitmenler sular. Eğitmen ve aile birliği ile çiçeklenir.
Hepsi birlikte yürütülürse çocuk bir sanat eseri olur.
Ne tek aile nede tek başına eğitmenlerimiz ile inşa edilen sanat ilerleme kayıt edemez.
Çocuğa ekran yasağı koyma konusu daha da vahim.
Ekrandan başını kaldıramayan bizler çocuğa yasak diyemeyiz.
Önce kendimizi kısıtlamayı başarmamız gerek ki çocuklar öğütten ziyade örneği hayatına kopyalar, yürütür.
Yani bende bir anneyim bu konuda ahkam kesemem.
Herkes gibi benim de eksiklerim var.
Mükemmel ebeveyn yoktur. Mükemmel olma adı altında hırslarımız saklıdır.
Bir nevi kendi geçmişimizin yüklerini çocuklarımıza aktarmama çabası ile mükemmellik arasında kalan ebeveynleriz.
Ben yapamadım o yapsın.
Ben yaşayamadım o yaşasın.
Ben ezildim o özgüvenli olsun.
Burada özgüven ile şımarıklık karışabiliyor.
Çok üzgünüm her şeye üzgünüm.
Bir çocuğun bu hale gelmesine.
Ailesine, yaralanan ve vefat eden canlara.
Her yönüyle can sıkıcı berbat bir durum.
Başımız sağ olsun…
