SEDAT PALUT
Cervantes, ‘Don Kişot’ adlı romanını 1598’de yazdı. Roman iki cilt olarak 1605 ve 1615 yıllarında yayımlandı. Dönemine göre ilgi gören bir eser oldu. Edebiyat tarihçileri Don Kişot’u modern romana geçişin ilk ve en önemli adımlardan biri olduğunu kabul ediyor. 17. yüzyılda yazılmış bu romanda şövalyelik ve onun ruhu merkeze alınmış. Bahsedilen yüzyılda Avrupa’da bir değişim dönemi yaşanmaktadır. Coğrafi keşiflerle birlikte burjuva sınıfı ortaya çıkmış, derebeylik ortadan kalkmış, ateşli silahlar yaygınlaşmış. Bu dönemde romana konu olan şövalyelik ise ömrünü tamamlamak üzeredir. Yalnız Batı kültüründe şövalyeliğe dair efsaneler, hikâyeler kulaktan kulağa yayılmaktadır.
Cervantes, Don Kişot’ta şövalyeliğe efsanelerin aksine ironiyle yaklaşmış, edebi açıdan ezber bozmuştur. Parodi ile harmanlanan romanın bir üst kurmaca ile okura selam verdiğini söylemek mümkün. Cervates’in ezber bozarak okurla paylaştığı bu roman, yakın zamanda Baba Sahne tarafından tiyatro izleyicisi ile buluşturuldu. Romanı oyunlaştıran Kiev doğumlu Rus yazar Bulgakov. Oyunun başrollerinde ise ekranlardan tanıdığımız Ozan Güven ve bol ödüllü oyuncu Günay Karacaoğlu var.
Don Kişot, küçük bir köyde sürekli şövalye hikâyeleri okuyarak günlerini geçirmektedir. Zamanla dünyayı okuduğu hikâyelerdeki gibi görmeye başlar. Zamanla aklını yitirir. Kendisini seyyar şövalye olarak hisseder. Eski zırh ve kılıçlarını kuşanır. Mükemmel olarak gördüğü sıska atı Rosinante’ye atlar ve aslında çirkin olan, kendisine sevgili olarak seçtiği Dulcinea’yı aramaya başlar. Kendisine bu yolda Sancho Panza eşlik etmektedir.
Don Kişot aslında bir yol hikâyesidir. Yolculuğunu ve deliliğini şöyle tanımlıyor, Don Kişot oyunda: “Delilikte direndiğim için bilge oldum. Zalimlerin yönettiği bir dünyadansa deliliğin dünyasını tercih ettim ben, gerçek bilgelik delilikmiş sonradan gördüm, korkunun esaretinden bile kurtarıyor insanı.”
Bu hikâyede, romanın orijinalinden farklı olarak kadınken erkek kılığına girerek oyuna dâhil oluyor, Sancho Panza rolünde Günay Karacaoğlu. Bu fikrin oyuna renk kattığını söyleyebiliriz.
Oyunda yan karakterlerin hikâyeleri derli toplu. Ana hikâyenin akışına hizmet edecek şekilde yorumlanmış. Bu yan hikâyelerin aktarımı Don Kişot ile Sancho Panza’nın yolculuğunu zenginleştiriyor, oyunda gölge karakter olarak kalmıyorlar. Sahne bu anlamda bir bütün olarak kullanılmış.
Oyunun en güzel yanları arasında kareografi ve müzikleri olduğunu söylemek gerekiyor. Oyun için sözler yazılıp, bestelenmiş ve bunlar önemli oyuncularla birlikte görsel bir şölene dönüşmüş. Bu şölen esnasında yönetmen Emrah Eren, seyirciyi pasiflikten çıkararak oyunun bir parçası haline getiriyor. Seyirci böylece sahneyi sadece görmüyor, aynı zamanda oyunun izini sürmüş oluyor.
Ozan Güven ve Günay Karacaoğlu’nun birbirlerini tamamlayan oyunu, sınırları zorlayan oyunculuklarıyla ‘Don Kişot’um Ben’ adlı metin, günümüz problemlerine göndermelerle zenginleştirilmiş.
