Bir Dirhem Düşünce

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kendini yazarlığa adamış kişi, her türlü olumsuz eleştiriye, sorgulamaya açık olmalıdır ama haksız yorum yapanlara karşı da kılıcını bilemeli, kalkanını yanına almalıdır.

Herkes iyi niyetli olmayabilir.

Öte yandan müellifin pamuklara sarılması, durmadan pohpohlanması, egosunun kabartılması da söz konusu olamaz.

Değil egosunun kabartılması, fikriyat adamlığı bu ülkede akıntıya karşı kürek çekmek, zahmete girmek demektir zaten.

Yalnızlığı göze alması gerekir.

Tıpkı bir zamanlar Cemil Meriç’in, Ahmet Arvasi’nin, Necip Fazıl’ın yalnız kalmayı göze aldığı gibi. Yazıyorsanız, her şeye karşı cüretkâr ve gözü kara olmak mecburiyetindesinizdir.

Peki, hiç düşündünüz mü insan, tüm bu badirelere rağmen, neden yazar?

Niye hunharca eleştirileceği bir mecraya adar kendini, niye uğraşır ki?

Çünkü dünyaya, hayata, insanlığa ve hatta kendine dair illa ki söyleyecek sözü, değinecek bir konusu vardır da ondan.

Kavgası vardır yazarın.

Doludur, öfkelidir, aykırıdır.

İşte ben de, bu kaygılarla yazıyorum.

Yazdıkça içimi döküyorum beyaz kâğıtlara.

Dertleşiyorum. Seviyorum onları çünkü hem anlayışlılar hem önyargısız hem de objektifler. Bakmayın renklerinin beyaz olduğuna, ışığa tuttuğunuzda saydamdırlar aslında.

Hem beyaz olsalar n’olur ki?

Renkleri neyse, tinleri de o; A’ya siyah, B’ye pembe değiller.

Dürüstler.

Ama gel gelelim biz insanoğlu, buruşturup attığımız o beyaz kâğıtlar kadar net değiliz.

Hem önyargılı hem de adamına göre şekil alabilen, esnek, omurgasız, klişeleşmiş deyimle -cüzdanla vicdan arasına sıkışıp kalmış- varlıklarız biz.

Bu saikle planlı, programlı olarak “kobay” misali küresel düzlemdeki türlü projelerin, türlü propagandaların, laboratuvar çalışma metaı kıvamına getirildik her birimiz.

İdeolojilerle, abuk subuk felsefi akımlarla hipnotize ettiler; ruhsuz, tatsız, renksiz birer güdümlü robota dönüştürüldük.

E şimdi, yazmayayım mı?

Yani dünyaya kâğıt gibi pürü pak gönderilen insanoğlunu lekeleyen, daha da fenası, mürekkep bombardımanına tutan şu kepazelikleri görüp de yazmayayım mı?

Yazacağım elbette! Bu kitap vasıtasıyla tartışılmayanları, göz ardı edilenleri, önemsenmeyenleri ve hatta tabuları masaya yatıracağım.

Gel gelelim üslubumuza…

Yaklaşık üç yıllık birikimimin ürünü olan Kutsal Aforizma’nın, geniş kitlelere hitap edebilmesi amacıyla, arı duru bir dille yazılmasına özen gösterdim.

Öyle karmaşık, ucu sapmış, yoğun terminolojik kavramlardan kaçındım ama çok da “geri zekâlıya anlatır gibi” kalem oynatmamaya özen gösterdim.

İlla ki bilmediğiniz kelimeler olabilir, mazur görünüz.

Son olarak…

Ne demiş, Ara Güler usta?

“En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı”.

Malum, her eline klavye alanın, “yazar” geçindiği bir dönemde yaşıyoruz.

Lâkin elimizdeki imkânların değil, ürettiğimiz eserlerin kalitesi önemlidir. Benim yaptığım da, kendi kaliteme yakışır olanı yapmak; işe yarar, nitelikli yapıtlar sunmaktır.

0
kat_l_yorum_1
Katılıyorum +1
0
hatal_d_n_yorsun
Hatalı Düşünüyorsun
0
bilgi_in_te_ekk_r
Bilgi İçin Teşekkür
0
_a_rd_m
Şaşırdım
0
kat_lm_yorum_-1
Katılmıyorum -1
Bir Dirhem Düşünce

Türkiye Aktüel Haber Bültenine Ücretsiz Abone Olabilirsin

Yeni eklenen makalelerimizden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini şimdi başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!