Makbule Pekdogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 8 MART’TA ÇİÇEK DEĞİL, ADALET İSTİYORUZ

8 MART’TA ÇİÇEK DEĞİL, ADALET İSTİYORUZ

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bu topraklarda kadının hikâyesi, çoğu zaman devredilme hikâyesidir.

Önce baba evi. Sonra koca evi.

Sanki hayat bir teslim al-ver döngüsünden ibaret.

Baba evinde büyütülürken öğretilir:

“Sesini kıs.”

“Yavaş yürü.”

“Gece geç kalma.”

“Adını lekeletme.”

Çünkü kız çocuğu birey değildir; ailenin vitrini, namusun taşıyıcısıdır.

Onun kahkahası bile ölçülür, arkadaşları denetlenir, hayalleri budanır.

Sonra bir gün gelinlikle uğurlanır.

Gözyaşları dökülür, dualar edilir, “emanet yerine ulaştı” denir. Kadın iki kapı arasında taşınan bir eşya değildir.

Ve işte sokaklar…

Gündüz vakti, herkesin gözü önünde kadınlar öldürülüyor.

Evlerde dayak, şiddet, taciz sıradanlaştırılıyor.

Her “hayır” bir tehdit, her “kendi hayatını seçmek” suç sayılıyor.

Sonra takvim 8 Mart’ı gösteriyor.

Ellerinizde çiçeklerle çıkıyorsunuz ortaya:

“Kadınlar Günü kutlu olsun.”

Çok komiksiniz.

Daha dün bir kadının feryadını duymayan kulaklar, bugün gülerek poz veriyor.

Daha dün mahkemede iyi hal indirimi alan katillere sessiz kalanlar, bugün pembe balon uçuruyor.

Kadına değer verme günü mü? Değer günü diye bir şey mi olur?

Değer ya vardır ya yoktur. Takvime sıkıştırılmaz.

Biz kadınlar birbirimizi kutlarız.

Birbirimizin yarasını sararız.

Birbirimizin omzuna yaslanırız.

Birbirimizin gücünü çoğaltırız.

Biz sadece “anneler”, “eşler”, “kızlar” değiliz.

Biz bir cinsiz.

Biz hafızayız.

Biz birbirine tutunan bir zinciriz.

Ve bu zincir kırılmaz.

Her öldürülen kadınla gökyüzü biraz daha kararır.

Her sokakta susturulan sesle birlikte, güven duygumuz biraz daha çatlar.

Şiddet yalnızca fiziksel değildir; üzerimize kilitlenen yargılar, “el âlem ne der” zincirleri, “kader” diye öğretilen çaresizlik de bir yangındır.

Ve biz hâlâ o yangının dumanını soluyoruz.

Ama artık susmuyoruz.

Artık korkmuyoruz.

Artık başımız dik, gözlerimiz açık yürüyoruz.

Bize çiçek vermeyin.

Bize güvenli sokaklar verin.

Bize adalet verin.

Bize hayatımız üzerinde söz hakkı verin.

Bir kadının başını dik tutup “Bu benim hayatım” diyebileceği alanı verin.

Çünkü kadın olmak yalnızca doğurmak ya da bakmak değildir.

Kadın olmak; külden orman çıkaracak kadar güçlü bir hafızaya sahip olmaktır.

Yıkılan her duvarın ardından yeniden ayağa kalkabilmektir.

Baba evi de erkek düzenidir.

Koca evi de erkek düzenidir.

Ama kadın artık iki kapı arasında taşınan bir eşya değil, kendi eviyle, kendi iradesiyle var olan bir güçtür.

O kilitli kapıları biz kıracağız.

O közü biz ateşe dönüştüreceğiz.

Ve bir gün, 8 Mart gerçekten kutlanacaksa, o gün hiçbir kadının korkmadan eve dönebildiği gün olacak.

Selam olsun küllerinden orman yaratan o muazzam güce.

Selam olsun birbirine omuz veren bütün kadınlara.

Selam olsun artık susturulamayan direncimize.

Çünkü biz devredilen değiliz.

Biz devri kapatanız.

 

8 MART’TA ÇİÇEK DEĞİL, ADALET İSTİYORUZ
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!