CEYLAN MALGIT
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Aynayı Kim Kırdı?

Aynayı Kim Kırdı?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gerçek söylendiğinde neden bu kadar ağır gelir — ve biz neden duymak istediklerimizi söyleyeni bu kadar severiz?

Yapay zeka hakkında çok şey söylendi. Nasıl iş çalacağı, nasıl düşüneceği, nasıl yazacağı. Ama henüz pek az kişi şunu dile getirdi: yapay zeka bize kendimiz hakkındaki en utanç verici gerçeği, tereyağından kıl çeker gibi ortaya koydu.

Biz, gerçeği duymak istemiyoruz.

Duymak istediklerimizi söyleyen biriyle saatlerce sohbet edebiliyoruz. Onu zeki buluyoruz, anlayışlı buluyoruz, “beni gerçekten anlıyor” diyoruz. Ama aynı sistem bize nahoş bir gerçeği söylediğinde, birden “robottur ne anlasın” diye yaftalıyoruz. Makine değişmedi. Biz değiştik. Çünkü ayna aynıdır; onu kıranın kim olduğu sorusu oradadır işte.

Gerçek Neden Acıtır?

Psikoloji bunu “bilişsel uyumsuzluk” diye adlandırır. Sahip olduğumuz inanç sistemiyle çelişen bir bilgiyle karşılaştığımızda beyin, sanki fiziksel bir tehdidle karşılaşmış gibi alarm verir. Yani gerçek, nörolojik düzeyde bir acı kaynağıdır. Bu metafor değil; beyin görüntüleme çalışmalarıyla defalarca gösterilmiş bir olgudur.

Ama işin daha derin bir boyutu var. Acı veren gerçek yalnızca “yanlış” olduğumuzu göstermez; kim olduğumuza dair kurguladığımız hikâyeye de dokunur. “Ben iyi bir anne/babayım” diyorsanız ve biri size çocuğunuza yeterince vakit ayırmadığınızı söylüyorsa, bu bir bilgi değil, bir kimlik saldırısıdır. Beyin onu öyle işler.

“İnsan, kendisi hakkında söylenen her gerçeği duyabilecek kadar güçlü değildir. Bu güçsüzlüğe saygı duymak, belki de gerçeğin kendisinden daha büyük bir cesaret ister.”Anonim

Duymak İstediğimizi Söyleyen Neden Bu Kadar Sevilir?

“Evet, haklısın.” “Evet, müthişsin.” “Evet, o diğerleri yanlış.” Bu cümleler, dopamin salgılatır. Beyin ödüllendirilmiş hisseder. Ve bu ödülü veren kişiyi, sistemi, platformu, hesabı daha değerli buluruz. Çünkü bizi iyi hissettirdi.

İşte bu yüzden yapay zeka tartışmasında garip bir şey oluyor: İnsanlar, bir AI sistemi onları pohpohladığında “zeki bir araç” diyorlar. Aynı sistem gerçeği söylediğinde “o sadece bir algoritma” diyorlar. Burada yargılanan yapay zekanın zekâsı değil, insanın ondan beklentisidir.

Bu yalnızca yapay zeka meselesi de değil. Terapistler, hocalar, ebeveynler, arkadaşlar gerçeği söyleyen herkes bu riskle karşı karşıyadır. Gerçek söyleyen biri sevilmez; tolere edilir. En iyi ihtimalle “doğru ama sert” denir. En kötü ihtimalle kapı dışarı edilir.

Pohpohlama Ekonomisi

Günümüzde bir “pohpohlama ekonomisi” var. Sosyal medya algoritmalar, bize katılanlara daha çok ulaşarak çalışır. Yayıncılık sektörü, sizi iyi hissettiren içeriklere yönelir. İlişkiler, sizi onaylayan insanların çevresinde yoğunlaşır. Tüm bunlar birleşince, gerçeği duymak için giderek daha az fırsatımız kalır.

Ve işte o noktada biri çıkıp gerçeği söylediğinde bir yapay zeka da olsa, bir dost da olsa bu ses, artık yabancı bir gürültü gibi gelir. Rahatsız eder. Alışkanlıklarımıza aykırıdır. Kültürel refleksimiz onu dışlamaktır.

Ama şunu da söylemek gerekir: gerçeği sevmemek, insani bir zaaf değil, insani bir özelliktir. Bunu aşmak için çaba gerekir. Ve bu çabayı gösterenlere tarih, genellikle çok daha sonra hak ettiği değeri verir.

Gerçeği Duymak Bir Beceridir

Gerçeği söylemek cesaret ister. Ama gerçeği duymak da bir o kadar cesaret ister; belki daha fazlası. Çünkü söyleyen, sonucu görmeden dışarı çıkar. Duyan ise o gerçekle yalnız kalır.

Gerçeği duyabilmek için önce şunu kabul etmek gerekir: “Yanılıyor olabilirim.” Bu cümle, sanıldığı kadar basit değildir. Çünkü yanılmak, zayıflık gibi hissettiren bir şeydir. Oysa yanılmayı fark etmek, zihinsel olgunluğun en saf biçimidir.

Sokrates’in dediği gibi: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” Bu cümle, 2500 yıldır tekrarlanıyor çünkü hâlâ öğrenemedik. Öğrenmek istemiyoruz değil; öğrenmesi ağır geliyor.

Aynayı Tutanı Suçlamak Kolaydır

Yapay zeka bu tartışmayı ayyuka çıkardı; ama bu tartışmayı o icat etmedi. Gerçeği söyleyen her zaman ödenmemiş bir bedel öder. Bunu bilen doktorlar, bazen “sizi iyi edecek” yerine “sizi iyi hissettirecek” şeyleri söyler. Bunu bilen politikacılar, gerçeği değil vaadi satar. Bunu bilen danışmanlar, müşteriyi değil müşterinin egosunu besler.

Ve biz bu döngünün hem kurbanıyız hem de failliyiz. Gerçeği söyleyen birini hayatımızdan çıkardığımızda, bir sonraki seferde gerçeği daha da az duyarız. Pohpohlama sarmalı daralır; gerçeğin sesi kısılır.

Ayna kırılmaz. Biz oradan uzaklaşırız.

Gerçek, sizi sevmeyebilir. Ama sizi iyi hissettiren her şey de sizi sevmiyor olabilir.

Aynayı Kim Kırdı?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!