Bir yandan tarihin en şanslı dönemi gibi, diğer yandan en ağır yüklerin omuzlara bindiği bir çağın içinde büyümek demek.
Eskiden çocukluk daha sade, daha yalındı. Bir top, bir sokak, birkaç arkadaş yeterdi. Hayaller gökyüzü kadar genişti ama beklentiler o kadar ağır değildi. Bugün ise çocuklar, daha yürümeyi öğrenmeden bir dünyanın içine doğuyor: hızlı, gürültülü, rekabetçi ve çoğu zaman acımasız bir dünya…
Artık çocuklar sadece çocuk değil.Bir projenin parçası, bir geleceğin yatırımı, bir yarışın adayı gibi yetiştiriliyorlar.
Daha küçük yaşta “başarılı olmalısın” deniyor.Daha oyun çağında “geri kalma” korkusu öğretiliyor.Daha kendini tanımadan başkalarıyla kıyaslanıyor.
Oysa çocuk dediğin; önce düşmeli, sonra kalkmalı.Önce hayal kurmalı, sonra öğrenmeli. Ama bu çağ, çocuklara önce öğrenmeyi, sonra yarışmayı, en son hayal kurmayı öğretiyor.
Bir de teknolojinin gölgesi var…Ekranlar artık yeni sokaklar. Ama bu sokaklarda dizler kanamaz, kalpler kanar.
Çocuklar fiziksel olarak güvende gibi görünürken, ruhsal olarak büyük bir riskin içinde büyüyorlar.Sosyal medya, küçük kalplere büyük yükler yüklüyor. “Beğenilmek” bir ihtiyaç haline geliyor. “Görünmek” değerli olmakla eş tutuluyor.
Bir çocuk düşün…
Yaptığı resmin güzelliğini öğretmeninin gülümsemesinde değil, aldığı beğeni sayısında ölçüyor.
Koşup oynadığı için değil, video çekip paylaştığı için mutlu oluyor.
Bu, çağın en sessiz kırılmasıdır. Aileler de zor bir sınavda…Bir yandan korumak istiyorlar, bir yandan yetiştirmek.Bir yandan değer vermek istiyorlar, bir yandan ayakta kalmayı öğretmek.
Ama bazen farkında olmadan çocukların omuzlarına kendi korkularını yüklüyorlar.Kendi eksik hayallerini, kendi yarım kalmışlıklarını…
Çocuklar ise sessizdir.Çoğu zaman anlatmazlar.Ama davranışlarıyla haykırırlar.
İçe kapanan bir çocuk…
Öfkelenen bir çocuk…
Sürekli ekranlara sığınan bir çocuk…
Hepsi aslında aynı şeyi söyler: “Beni anlayın.”
Bu çağda çocuk olmak, sadece büyümek değildir.Bu çağda çocuk olmak, direnmektir. Yanlışlara karşı, hızın dayattığı yüzeyselliğe karşı, sevgisizliğe karşı direnmek…
Ama hâlâ umut var.Bir çocuğun kalbi hâlâ tertemiz doğar.Dünya ne kadar kirlenirse kirlensin, bir çocuğun içindeki iyilik tohumu yok olmaz.Yeter ki doğru toprakta büyüsün.
Sevgiyle büyüyen bir çocuk, bu çağın karanlığını aydınlatır. Değer verilerek büyüyen bir çocuk, başkalarına değer vermeyi öğrenir.Dinlenen bir çocuk, ileride anlayan bir insan olur.
Belki de en büyük hata şudur:
Çocukları geleceğe hazırlarken, onların bugününü çalmak…
Oysa çocukluk ertelenemez. Telafisi yoktur.Bir daha geri gelmez.
Bu yüzden mesele sadece çocuk yetiştirmek değil…Mesele, insan yetiştirmek.Vicdanı olan, merhameti olan, özü sağlam insanlar…
Ve belki de en önemli soru şu: Biz çocuklara nasıl bir dünya bırakacağız?
Daha hızlı bir dünya mı?
Daha zengin bir dünya mı?
Yoksa daha adil, daha güvenli, daha merhametli bir dünya mı?
Çünkü çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı büyütür.
Bu devirde çocuk olmak zor…
Ama bu devri çocuklara rağmen kurmak daha büyük bir hata.Belki de artık şunu anlamanın zamanı geldi: Çocukları değiştirmeye çalışmak yerine, onların yaşayabileceği bir dünya inşa etmek…
Çünkü bir çocuğun gülüşü,her çağdan daha değerlidir.
Sağlıcakla kalın.