İnsan, zamanın içinde yürüyen bir hatıra taşıyıcısıdır. Her adımda biraz daha ileri gider ama içinden bir parça geride kalır. İşte bu yüzden “özlemek” dediğimiz duygu, sadece bir şeyi istemek değildir; aslında eksilen yanlarımızın sessiz çığlığıdır.
Peki insan en çok neyi özler?
En çok, geri gelmeyeceğini bildiği şeyleri…Çocukluğu mesela…
Bir sabah uyanıp hiçbir derdi olmadığını fark ettiğin o günleri…Akşam olunca eve yetişme telaşı, sokakta oynanan oyunlar, bir parça ekmeğin bile mutluluk olduğu zamanlar…
Bugün önümüzde onlarca imkân var ama o günkü huzurun yerini hiçbir şey doldurmuyor. Çünkü o günlerde kalp daha az yorgundu.
İnsan en çok samimiyeti özler. Bugün herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes yanında ama kimse aslında “orada” değil.
Eskiden bir dost kapıyı çaldığında yüreğin ısınırdı. Şimdi telefon çalıyor ama içimiz ürpermiyor. Demek ki özlenen şey sadece insanlar değil; o insanların taşıdığı saflık ve gerçeklik.
Ve en çok kaybettiklerimizi özleriz…Toprağa verdiğimiz birini, yarım kalan bir vedayı, söyleyemediğimiz bir cümleyi…
Bazen bir mezar taşının başında değil, bir şarkının ortasında yakalanırız o özleme. Bir koku, bir sokak, bir akşam vakti…Ve bir anda içimizden bir şey kopar gider geçmişe doğru.
Ama asıl mesele şurada başlar:İnsan bazen bir başkasını değil, kendisini özler.Eskiden daha çok gülen hâlini…Daha az kırılan, daha çabuk affeden, daha çok umut eden tarafını…Hayallerine daha yakın olduğu günleri…
Şimdi aynaya baktığında gördüğü kişiyle, içinde taşıdığı kişi aynı değilse işte en büyük özlem orada başlar.
Bu çağ, insana her şeyi verdi ama bir şeyi eksiltti:Huzuru…
Koşuşturmanın içinde kaybolan ruhlarımız, durup dinlenmeyi unuttu.Kalabalıklar arttı ama yalnızlık derinleşti. Sesler çoğaldı ama anlam azaldı.Ve biz, farkında olmadan sade bir hayatın değerini kaybettik.
Bugün en çok özlenen şey belki de şudur:Bir akşam vakti, içinin tamamen sakin olduğu bir an…Ne geçmişin yükü, ne geleceğin kaygısı…
Sadece “şu an” ve huzur…
İnsan aslında çok şey özlemez.Ama özlediği şeyler, çok derindir.
Bir ses…
Bir yüz…
Bir duygu…
Ve bazen sadece şu cümle: “Her şey eskisi gibi olsun.”
Ama hayatın acı gerçeği:Hiçbir şey eskisi gibi olmaz.O yüzden belki de yapılması gereken, sürekli geçmişi özlemek değil;
Bugünü, yarının özlemi hâline getirecek kadar güzel yaşayabilmektir.
Çünkü bir gün bugün de geçecek…Ve biz yine dönüp diyeceğiz ki:
“Ne günlerdi…”
Sağlıcakla kalın.