AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BEKLENTİ UYUMSUZLUĞU

BEKLENTİ UYUMSUZLUĞU

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Beklentilerimiz, gerçekliğin üzerine örttüğümüz süslü tüllerdir. Rüzgar estiğinde ve o tül havalandığında gördüğümüz çıplaklık bizi ürkütür. Oysa o çıplaklık, hayatın ta kendisidir. İnsan, kendi zihnindeki imgelere tapınmayı bıraktığında ve olanı, olduğu haliyle kucakladığında, o eski “uyumsuzluk” yerini vakur bir sükunete bırakır. Gölgeler çekilir ve sadece var olmanın yalın, keskin ışığı kalır.

Bazı insanlar aynı manzaraya bakar ama farklı mevsimler görür. Biri bahar sanır, diğeri çoktan kışa hazırlanmıştır. Beklenti uyumsuzluğu, işte bu görünmez mevsim farkıdır. Aynı hikâyede yaşayıp bambaşka sonlar beklemektir.

Bir ilişkinin en sessiz çatışmasıdır bu. Kimse bağırmaz, kimse açıkça kırılmaz ama içten içe iki ayrı senaryo yazılır. Bir taraf geleceği kurarken, diğeri anı yaşar. Ve bu iki zaman, hiçbir noktada kesişmez.

Bazen bir trajedi gibi, sahnede çalmasını beklediğimiz o hareketli müzik yerine, hayatın bazen kulak tırmalayan sessizliğini ya da kakofonisini dinleriz. Beklenti uyumsuzluğu, notaların kağıt üzerindeki nizamı ile parmakların teldeki acemiliği arasındaki o meşum boşluktur biraz da. Ruh, bu boşluğu bazen hayal kırıklığıyla, bazen de derin bir melankoliyle doldurur. Çünkü insan, hikayenin sonunu henüz giriş bölümündeyken kendi mürekkebiyle yazmaya kalkışmıştır

Beklentiler, geleceğe borç verdiğimiz bir mutluluk çekleridir ancak vade dolduğunda gerçekliğin kasasında yalnızca bozuk paralar bulur insan.  Söylenmeyen beklentiler daha da büyür. Dile gelmeyen her arzu, zihinde kusursuz bir şekle bürünür. Karşındaki insan o hayalin içine sığmadığında ise hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Çünkü gerçeklik, zihnin yarattığı kadar cömert değildir.

İnsan çoğu zaman karşısındakini olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi sever. Bu, sevginin en kırılgan yanılsamasıdır. Beklentiler, sevginin üzerine ince bir tül gibi serilir ama o tül, zamanla bir perdeye dönüşür ve gerçeği saklar.

Birinin “yeterli” olduğu an, diğerinin “eksik” hissettiği andır bazen. Aynı davranış, birine sevgi gibi gelirken diğerine ilgisizlik gibi görünür. Çünkü beklentiler, duyguların dilini değiştirir. Aynı kelimeler, farklı anlamlar taşır.

Beklenti uyumsuzluğu, varılacak yerin güzelliğine olan saplantımız ile yolun tozlu ve engebeli gerçeği arasındaki o ontolojik uçurumdur. Bu uçurum aslında iki yalnızlığın çarpışmasıdır. Çünkü herkes anlaşılmak ister, ama kimse tam olarak anlatamaz. Yapılan şey, birbirini değil, kendi içindeki boşluğu tamamlamaya çalışmaktır.

En derin hayal kırıklıkları, en çok umut edilen yerlerde doğar. İnsan, “böyle olmalıydı” dediği her anda biraz daha gerçeklikten uzaklaşır. Ve o uzaklık, zamanla bir mesafeye dönüşür. Bu dönüşüm iki insanın arasında değil, iki beklenti arasındadır.

Bazı ilişkiler bu yüzden bitmez, sadece yavaşça çözülür. Kimse gitmez ama kimse de kalmaz aslında. Çünkü beklentiler karşılanmadığında, sevgi bile yönünü kaybeder.

Oysa anlaşılmak, tahmin edilmek değildir. Birinin seni hissetmesini beklemek yerine, kendini anlatabilmek gerekir. Beklentiler konuşulmadığında, sevgi bile bir bilmeceye dönüşür.

Beklenti uyumsuzluğunda en büyük farkındalık şudur; Karşındaki insan, senin hayal ettiğin kişi olmak zorunda değildir. Onu olduğu gibi görebildiğin an, beklentilerin sessizce dağılır. Ve geriye ya gerçek bir bağ kalır, ya da sadece güzel bir yanılgı !

BEKLENTİ UYUMSUZLUĞU
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!