Avrupa kupalarında bu sene Mart ayını çok şükür gördük. Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray, Konferans Ligi’ nde ise temsilcimiz Samsunspor son onaltı turunda rakiplerine, genel ikili maçlar sonunda mağlup olarak, turnuvaya veda ettiler.
Öncelikle takımlarımızı överek, onlara teşekkür ederek haklarını teslim edelim. Son onaltı turları bizim için Avrupa’ da düzenlenen üç kulvar adına, ülke futbolumuz adına, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’ nde, son derece ihtiyacımız olan bir dönemdeyken, bu turnuvaların ikisinde son onaltıyı bizlere gösterdikleri için temsilcilerimize teşekkürü bir borç bilirim.
Gelelim futbola, yani madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak, takımlarımız Avrupa maçlarında oyun olarak özellikle deplasmanlarda, son derece korkak, kendi alanına hapsolan, oyun içerisinde kendi savunma hattı içerisine gömülen, savunma hattında bir çok pas hataları ile dolu bir oyun… Bu durumda elbette oyunun üstünlüğünü, özellikle orta alan üstünlüğünü rakibe vererek yenilgiyi zaten baştan kabul ediyorlar. Bu kafadan, mantaliteden çıkmak gerekiyor. Biraz daha korkmadan, topa sahip olarak, oyun içerisinde takımların genel oyun kapasite seviyelerinin en azından ortalamalarında olmamız gerekiyor. Bizler bu seviyenin çok altında kalıyoruz. Dolayısı ile tur şansımız oldukça düşüyor ve belli bir seviyenin üzerine çıkamıyoruz. Kısacası kendi sahamızda, taraftarlarımızın önünde oynadığımız cesur oyun “kendimizi darı ambarında” gösteriyor bize, bu sebeple iki ayaklı eleminasyon maçlarında, oldukça zorlanıyor, bazen de aciz durumlara düşebiliyoruz. Bunda futbolumuz için alınacak büyük ibretler olduğunu düşünüyorum.
Yazıyı okuyan okuyucularımız söyle bir eleştiri yapabilirler. Örneğin; Liverpool-Galatasaray maçı için, ” Ya tamam da kardeşim! Karşındaki takım da bir milyar Euro’ luk takım, sen üç yüz elli milyon Euro değerindesin, senden üç misli daha büyük” diyebilirler. Ben de şöyle bir cevap veririm, “Ya tamam da kardeşim, ilk maçta rakibinden skor bağımsız söylüyorum, oyun olarak üstün olan, daha iyi oynayan, baskılı oyunu ona kabul ettiren sen değilmiydin! Ne oldu da bir hafta da, siyah ile beyaz kadar farklılıklar oluştu?” Diye sorarım.
Kısacası yaptıklarınız, istatistiksel olarak bir daha yapabileceğinizin olma ihtimalini gösterir. Yeterki cesaretle TEKRAR DENEYİN…