Postmodernizm belki de en çok yanlış anlaşılan, hatta çoğu zaman eksik kavranan bir durum. Uzun yıllar boyunca “modern insanın mutsuzluğu”ndan söz ettik. Oysa bugün dönüp baktığımızda, asıl sorunun modernizmde değil, Modernizm kadar postmodern durumun da yarattığı boşlukta saklı olup olmadığını sormak gerekiyor.
Çünkü modernizm sizden sorgulamanızı değil, belirli sınırlar içinde kabul etmenizi ister. Size bir çerçeve sunar, bir yön verir, bir anlam önerir. Evet, bu anlam zaman zaman baskıcı olabilir; fakat en azından bir zemini vardır. İnsan neye inanacağını, neyi savunacağını bilir. Postmodernizm ise tam burada devreye girer. Ve o zemini sessizce altınızdan çeker.
Size bir ideoloji vermez. Aksine, var olan tüm ideolojilere şüpheyle yaklaşmanızı ister.
Tıpkı Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’te “Tanrı öldü” sözüyle işaret ettiği kırılma gibi; Tanrı’yı bizden alır ama yerine yeni bir Tanrı koymaz. İnancımızı elimizden alır, fakat bize yeni bir inanç sunmaz.
Postmodernizmin yaptığı da buna benzer.
Tanrı’yı öldürmek ve bizi kendi güvensizliğimizle baş başa bırakmak.
“Mutlak bir hakikat yoktur” der; insan ancak özgürce düşünebildiği, kavradığı ve sorguladığı sürece kendi hakikatine ulaşabilir. Kolektif bir çerçeve sunmaz bize; artık böyle bir çerçeve yoktur.
Ve belki de asıl mesele tam olarak burada başlar.
Çünkü postmodernizm bize özgürlük verir gibi görünür; ama aslında bizi ağır bir sorumluluğun içine iter: Kendi anlamını kendin inşa etmek zorundasın.Kendi doğrunu, kendi değerlerini, kendi sistemini kurmak zorundasın.
Ancak herkes inşa edemez.
Bir şeyi yıkmak ile onu yeniden kurmak aynı şey değildir. Eğer insan, yıkılanın yerine ne koyacağını bilmiyorsa, geriye sadece çatlaklar kalır. İşte bu çatlaklar zamanla derinleşir, büyür ve insanı içten içe parçalamaya başlar.
Bu yüzden mesele basit bir “özgürlük” meselesi değildir.
Bu, aynı zamanda bir yük meselesidir.
Postmodernizm, inşa edilmiş her şeye düşman değildir belki; ama her şeyin temeline şüpheyle yaklaşır. Bu şüphe, sağlam bir düşünceyle birleştiğinde üretken olabilir. Fakat sağlam bir zemin yoksa, insanı kaçınılmaz olarak bir boşluğa sürükler.
Sonuç olarak, modern insan baskı altında mutsuzdu; postmodern insan ise belirsizlik içinde.
Ve belki de bugün yaşadığımız bunalımın asıl nedenlerinden biri tam olarak budur: Elimizden alınan anlamın yerine yenisini koyabilecek cesareti ve yetkinliği her zaman bulamıyoruz.