Gününümüzde hâlâ izleri ve sözleri yitirmemiş,hikâyesini dahi bilmediğimiz o muazzam türküler, her yaş gurubundan fark etmeksizin kulağa geldiğinde bizleri yaşanmışlıklara sürükleyip götürür; belki de maziye naif bir dokunuşta bulunur.
Evet, işte o gün maraş’tan bir haber geldi. “Keşke meyrik ölmeseydi dendi.” Ağıtlar yakıldı. İki amca çocuğunun beşik kertmesi olmasından dolayı, babası askerde iken şehit olduğu için amcasının oğlu ile zaman sonra evlendirilir. Bu hikâye, iki çift arasında aşka dönüşür. Her evli çift gibi onlarda ne kadar umut etseler de çocuk sahibi olamazlar ve kıymetli Abdulkadir amcamın anlattığına göre, meyrik bu üzüntüden verem hastalığına yakalanır.
Bitlis’e tedavi amaçlı giderken orada vefat eder. Meyrik’ in halası, onun cenazesini köye götürmek isterken çatışmaya denk gelirler. İki gün boyunca bu çatışma sürer. O zamanlar halası “kara duman” yakar ve Meyrik’ in eşine haber ulaştırmaya çalışır. Komutanlara yalvarıp izin ister; “cenaze kokmak üzeredir, müsaade edin geçelim.” Bunun üzerine izin verilir köye ulaşıp cenazeyi defnerler.
Ardından halası, bu ağıdı Kürtçe yakar. Âşık Ali Nurşani tarafından Türkçeye çevrilir. Dinleyen herkesin yürekleri sızlar.
Hoşunuza giden türkülerin, hikayesini bilir iseniz, dinlediğiniz türkü kitap okumaya benzer.