Sanatta deprem: Her sarsıntı aslında ölü bir şehrin öfkesi

Sanatta deprem: Her sarsıntı aslında ölü bir şehrin öfkesi
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SALİHA ÖZDEMİR/İSTANBUL

Toplumu derinden etkileyen savaş, salgın hastalık, deprem ve değişik nedenlere bağlı sosyo ekonomik olaylar; ilk etkisiyle günceli, aktüeli oluştururken, bir süre sonra sanatın değişik dallarının da ilgisini çekiyor. Son günlerin başat gündem maddesi deprem de, geçmişte sıklıkla sanatçıların üzerinde yoğunlaştıkları bir konu olmuştu. Arşivlerde şairlerin, yazarların, ressamların, sinemacıların deprem üzerine yaptıkları çok sayıda çalışma yer alıyor.  

DEPREMİN ŞİİRİNİ YAZANLAR

Modern Türk edebiyatında depremle ilgili bilinen ilk şiir Tevfik Fikret’in Zelzele’si. Şair, 1895 İstanbul depreminin ardından, sonuna “Keder” notunu düştüğü şu mısralarla yazıyor: “Bin üç yüz ondu… Henüz dün bu köhne izbeye sen misafir olmuştun/Ki hep sinirli ve hummalı hastalar gibi yer birden/İçin için ve uzun/Bir ihtilâc ile çırpındı, kırdı, yıktı… Keder”  

Şair Fikret, 1898 Balıkesir depreminin ardından “Balıkesir Musabini İçin” ithafıyla yazdığı şiirinde de ‘Sizin de kalbiniz elbet acır, değil mi?/Verin, Verin şu dullara, yoksul kalan şu eytâma,/ Verin enînine gayet, şu bir yığın beşerin!” diyerek insanların yaşadığı zorluğa dikkati çekiyor. 

19-09/30/2.jpg

Oktay Rıfat da, deprem üzerine kalem oynatan şairlerden bir diğeri. Oktay Rıfat, “1509 Depremi” adını koyduğu şiirinde, “Taş taşa dargın, yıkıldı İstanbul’um” mısraı dikkati çekiyor. Şair Sezai Karakoç ise “Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir/Zavallı bir diriliş girişimidir” mısraı ile depremi “şehrin öfkesi” metaforuyla tasvir ediyor.  

17 AĞUSTOS’UN ARDINDAN

17 Ağustos 1999’da yaşanan büyük Marmara depremi de, edebiyat dünyasında birçok kaleme ilham verdi. Kadir Yüksel’in Ahmet Hamdi Tanpınar, Aziz Nesin, Bilge Karasu gibi birçok yazardan derlediği deprem öykülerinden oluşan Fay Boşluğu eseri, Yiğit Bener’in Kırılma Noktası romanı bunlardan bazıları.  

SİNEMA PERDESİ GELECEĞE IŞIK TUTUYOR

Sinema dünyasının deprem konusuna yaklaşımı ise daha çok uyarıcılık vasfı üstlenmiş kurgulardan oluşuyor. Yapılan filmlerde, geçmişte yaşanan büyük depremlere göndermelerde bulunmadan daha çok geleceğe dair kurgulamalar dikkat çekiyor. Deprem filmlerinde geçmişteki hatalardan ders alma klişesine de sıklıkla rastlanıyor. Birçok deprem filmi senaryosunda, çarpık şehirleşmeye göz yumma ya da yanlış alınan kararları halktan gizlemeye çalışan üst yöneticiler görülüyor. Depremi öngören karakterler başarısız görülen akademisyenler ya da asosyal kişiler. İnsanları felaketten kurtaranlar ise daima sıkıcı işlerde çalışan sıradan insanlar oluyor. 1974 yapımı Earthquake, 1999 yapımı Aftershock: Earthquake in New York en çok izlenen deprem filmleri arasında yer alıyor. Ayrıca, Artçı Şok (1976), Merkez Üssü (2001), Büyük Deprem (2009), San Andreas Fayı (2015) da bu kategorideki başka filmler. Türk sinemasında ise depremle anılan filmler Şerif Gören’in 1974’te çektiği Deprem ile Durul Taylan’ın 2006 yapımı Küçük Kıyamet filmleri var. 

19-09/30/de.jpg

LİZBON DEPREMİ VE BATI’NIN ENTELEKTÜEL ŞOKU

Tarihin en büyük depremlerinden biri olan 1755 Büyük Lizbon Depreminin ardından Batılı felsefeci Leibniz’in yaklaşık elli yıl önce yazdığı Teodise (Kötülük Problemi) eseri entelektüellerin gündemine oturur. Yazar eserinde iyilik-kötülük ve kader kavramlarını irdeleyerek “Bu dünya olanaklı dünyaların en iyisidir” kuramını ortaya atıyor. Leibniz bunu yaparken, kendisinden altı asır evvel yaşamış Doğulu filozof Gazali’nin İhya’u ‘ulumi’d-dini adlı eserinde tevekkül konusunu tartışırken ileri sürdüğü “Olanaklılık bakımından var olandan daha mükemmel, daha tam veya harika hiçbir şey yoktur” düşüncesinden habersiz. Ünlü yazar Voltaire ise Lizbon depreminden etkilenerek 1759’da Candide Ya Da İyimserlik romanını yazıyor. Romanda Dr. Pangloss karakteriyle Leibniz’i hicveden yazar hikayeyi İstanbullu bir bahçıvanın “Biz bahçemizi yeşertelim” cümlesiyle sona erdiriyor.

İLK DEPREM KİTABI: RİSALE-İ ZELZELE

Kütüphanelerimizde depreme dair çağdaş ya da eski asırlara ait pek çok kitap bulunuyor. Ahmet b. Recep el-Konstantini’ni tarafından kaleme alınan “Risale-i Zelzele” yazın tarihimizin bilinen ilk deprem kitabı. Osmanlı Dönemindeki 1719 Büyük İstanbul  Depreminden sonra kaleme alınan Risale-i Zelzele, depremle ilgili olmasına rağmen depremin şiddeti, etkisi, yıkılan binalar, ölü sayısı gibi bilgiler vermiyor. Depremlerin meydana gelişi ile ilgili halk arasındaki söylentilere açıklık getirmeyi amaçlıyor. Kitabı önemli kılan yanlarından biri de Türkiye’nin deprem tarihini 1509 Büyük İstanbul Depremi ile başlatması.  

19-09/30/tevfik-fikret.jpg
Tevfik Fikret

KIRGIZ EDEBİYATI İLK YAZILI ESERLERİNİ DEPREME BORÇLU

Kırgız edebiyatının ilk yazılı eseri olsan Kıssa-i Zelzele 1911’de Arap harfli olarak Kazan’da basılmış. Kıssa-i Zelzele, 1911 Türkistan Depremi olarak dünya deprem kayıtlarına geçmiş büyük bir depremin tanıklarından olan Moldo Kılıç tarafından kaleme alınmış manzum bir eser.  Kıssa-i Zelzele’de işlenen konu, haber değeri olması bakımından “Türkistan Depremi” başlığıyla dünya basınında da yer bulmuştu. Türkiye’de de özellikle Sırat-ı Müstakim mecmuası başta olmak üzere İstanbul basınında ve bazı edebiyat dergilerinde yankı bulmuştu. Konuyla ilgili ayrıntılı haberler, yapılan toplantılar, toplanan yardımlar ve az sayıda da olsa üretilen edebî metinler gazete ve dergilerde yer almıştı.

 

 

0
kat_l_yorum_1
Katılıyorum +1
0
hatal_d_n_yorsun
Hatalı Düşünüyorsun
0
bilgi_in_te_ekk_r
Bilgi İçin Teşekkür
0
_a_rd_m
Şaşırdım
0
kat_lm_yorum_-1
Katılmıyorum -1
Sanatta deprem: Her sarsıntı aslında ölü bir şehrin öfkesi

Türkiye Aktüel Haber Bültenine Ücretsiz Abone Olabilirsin

Yeni eklenen makalelerimizden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini şimdi başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!