Dünyanın en ağır yükü; insanın kendi varlığını bir tehdit sarmalının içinde bulması ve korkuyu ruhunda bir gölge gibi taşımasıdır. Şiddet artık ne bir adreste barınıyor ne de belli bir zaman dilimine hapsoluyor; bazen en derin sessizliklerin gölgesinde, bazen bir ekranın soğuk ışığında, bazen de gündelik bir telaşın içine gizlenmiş zehirli bir bakışın keskinliğinde pusuda bekliyor. Bugün size ses telleriyle değil, parmak uçlarıyla yazılan o dilsiz yakarıştan bahsetmek istiyorum. Ancak bu sessiz çığlıklara neden muhtaç kaldığımızı, bizi bu çaresizlik sarmalına iten toplumsal ve siyasal zemini sorgulamadan atılan her adım; kanayan bir yaraya sadece geçici bir pansuman olacaktır.
Son yıllarda bir salgın gibi yayılan şiddet sarmalı; ne yazık ki sadece bireysel birer trajedi değil, toplumsal bir sarsıntının acı reçetesidir. Dokunulmazlık üzerine inşa edilen o parıltılı söylemler, ne yazık ki şiddetin “mahrem” veya “sıradan” kabul edilerek gizlenmesine, hatta sıradanlaşmasına kapı aralıyor. Devletin himayesi sadece kâğıt üzerinde kaldığında, yasalar hayatın içinde karşılık bulmadığında ve caydırıcılık sadece bir temenniden ibaret kaldığında; şiddet faili bu sessiz boşluktan beslenerek cüret bulur.
Adaleti sadece cezalandırma pratiğine indirgeyen bir anlayış; hayatı korumayı değil, yalnızca sönmüş bir umudun ardından tutanak tutmayı başarabilir. Asıl mesele; o şiddetin yeşermesine imkân tanıyan toplumsal çürümeyi kurutacak, savunmasız hiçbir canı failin insafına terk etmeyecek bir düzeni tesis etmektir. Zira özellikle kadınların bu sarmalda savrulması, “önleyici ve koruyucu” politikaların yetersizliğinin en somut aynasıdır.
Şiddetin hakimiyeti altında, mağdur için asıl dayanak noktası; failin kurduğu mutlak hakimiyet zannını sarsacak kararlılığı göstermektir. Bu karanlıktan çıkış, şiddetin hiçbir türünü kabullenmemek ve kurtuluşa ermenin ancak sükûnetle atılacak bir adımla mümkün olduğuna inanmakla başlar. Sesin fiziksel bir baskıyla boğulduğu dar alanlarda; önceden belirlenmiş dilsiz semboller ve dijital imkânlar en güçlü desteğe dönüşmelidir. Tehdit anında dahi sakinliği muhafaza ederek; failin denetim kuramadığı küçücük aralıklarla özgürlük kapısını aralamaya çalışmak, bazen bir hayatın tek tutunacak dalıdır.
Yasal koruma güvencesinden yoksun kalan, sesini duyuramayan ve en yakınındaki telefona dahi uzanamayan çaresiz bir kimsenin, son bir umutla dış dünyaya ulaştırmaya çalıştığı yardım isteğidir: Avuç içini karşıya göstermek, başparmağı içeri bükmek ve diğer dört parmağı onun üzerine kapatıp açarak bu dilsiz döngüyü tekrarlamak… Bu basit devinim, derin bir çaresizliğin parmak uçlarına sığdırılmış halidir. Bir market kuyruğunda, bir otobüs durağında ya da buğulu bir camın gerisinden bize bu şekilde bakan birini gördüğümüzde bilmeliyiz ki; bir yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğu o en kritik kırılma noktasındayız. O an sergilenecek sağduyulu bir davranış, sadece bir insanı değil, bir toplumun vicdanını da uçurumun kenarından kurtaracaktır.
Şiddet bugün sadece fiziksel alanlarda değil, ekranların ardındaki o soğuk dünyada da mağdurun sesini yutarak onu derin bir kimsesizliğe mahkûm etmektedir. Failin denetimi altında bir telefon görüşmesine dahi imkân bulamayan çaresiz bir el için bazen tek çıkış kapısı; bir sosyal medya paylaşımının, sıradan bir fotoğrafın ya da bir yorum satırının arasına iliştirilen o küçük kelime olmaktadır. “HELP” ifadesi; sanal evrende basit bir yardım çağrısının çok ötesinde, dış dünyaya sızdırılan son sessiz yakarıştır. Failin gözünden kaçacak kadar mahir fakat bir hayatı kurtaracak kadar keskin olan bu dört harf, aslında o insanın dünyaya açılan son nefes borusudur. Bu feryadı gördüğümüzde, bunu bir “klavye hatası” sanmayıp o ekranın ardındaki yaşam mücadelesine dikkat kesilmek en temel insani sorumluluğumuzdur.
Her ne kadar politik eksiklikleri ve sistemin işleyişindeki aksaklıkları konuşuyor olsak da bu karanlık tabloda sığınılabilecek en somut dijital liman, KADES (Kadın Destek Uygulaması) olarak karşımıza çıkıyor. Teknolojinin güvenliğe eklemlenmesi, bir bakıma “yalnız değilsin” demenin en somut ve hızlı yoludur. Şiddet anında adres tarif etmek imkânsızdır; işte o kritik eşikte KADES, saniyelerin hayati önemi içerisinde bu imdat çağrısının yanıtı olur. Bu uygulama sadece potansiyel mağdurlar için değil; şiddete tanık olan her sağduyulu vatandaşın telefonunda bulundurması gereken insani bir sorumluluktur.
Şiddet, en çok sesini duyuramayanın kimsesizliğinden güç alır. Oysa bir avuç içine sığan o dilsiz işaret ya da bir ekrandan sızan o kırılgan kelime, aslında hayata tutunmak için uzatılan son daldır. Bizler bu sessiz harfleri okumayı öğrendiğimizde; sadece bir imdat çağrısına yanıt vermiş olmayacağız, aynı zamanda karanlığı da dağıtacağız. Geleceğin huzurlu ve güvenli toplum yapısını; sessiz feryatların oluşmasına zemin hazırlayan tüm açıkları kapatarak ve şiddete asla geçit vermeyen ortak bir bilinçle hep birlikte inşa edeceğiz.
FATMA YILDIZ