Fatma YILDIZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Fıtri Mükellefiyet: Aile Çöküyor mu?

Fıtri Mükellefiyet: Aile Çöküyor mu?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Giriş: Kavramsal Bir Kuşatma ve Kimlik Erozyonu

​Günümüz dünyası, “özgürlük” ve “ekonomik bağımsızlık” gibi parlak yaldızlar altında, insan doğasının temel kodlarını hedef alan sessiz ama derin bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Toplumsal yapının atom çekirdeği olan aile, bu süreçte salt bir ekonomik birim indirgemeciliğine maruz bırakılmakta; kadının ve erkeğin ontolojik (varoluşsal) özellikleri modern piyasa şartları uğruna göz ardı edilmektedir. Bir medeniyetin hücre yapısını oluşturan kadın ve erkek rolleri arasındaki bu yapay müdahale, bir ilerleme hamlesinden ziyade, toplumsal dengenin ve ruhsal huzurun sarsılmasına neden olan bir “fıtrat krizine” evrilmiştir. Bu kriz, yalnızca bireyleri değil, medeniyetin sürekliliğini sağlayan değerler silsilesini ve gelecek tasavvurunu da doğrudan tehdit etmektedir.

1. Fıtratın İnkârı: Endüstriyel Bir Meta Olarak Kadın Kimliği

​Kadın, varoluşu gereği zarafetin, şefkatin ve koruyucu bir sükûnetin temsilcisidir. Ancak modern ekonomik doktrinler, kadını bu asaletinden kopararak ağır sanayinin, lojistik sektörünün ve gece vardiyalarının sert dünyasına mahkûm etmektedir. Kadının fıtratına tamamen zıt alanlarda, yalnızca bir ‘iş gücü nesnesi’ vasfıyla istihdam edilmesi; mücerret (tek başına) bir fiziksel yıpranma değil, aynı zamanda derin bir psikolojik aşınma ve kimlik yabancılaşmasıdır.

​Gecenin sükûnetinde yuvasına huzur aşılaması gereken kadının, makinelerin gürültüsü ve metalin soğukluğu altında enerji tüketmesi, aile içi dinamikleri temelinden sarsmaktadır. Mevcut sistem, kadını hayatta kalabilmek adına sertleşmeye ve rekabetçi bir kimlik kuşanmaya zorlayarak fıtri duygularını törpülemektedir. Nihayetinde kadın, en hayati vazifesi olan annelik ve eşlik rollerinde telafisi imkânsız bir enerji kaybı yaşamaktadır. Kadının fıtri zarafeti, kapitalizmin çarkları arasında oluşturulan yapay ihtiyaçlar uğruna feda edilmektedir.

​2. Erkeğin Pasifize Edilmesi ve Mesuliyet Bilincinin Yitimi

​Sosyolojik dönüşümün diğer ucunda ise erkeğin geleneksel ve fıtri kimliğinden sistematik olarak uzaklaştırılması yer almaktadır. Sistemin kadını piyasanın merkezine çekmesiyle eş zamanlı olarak erkek; “koruyucu ve iaşe yükümlüsü” vasfından soyundurulmaktadır. Erkeğin ekonomik mesuliyetinin zayıflatılması, sadece bir istihdam sorunu değil, aynı zamanda erkek vakarının ve özgüveninin kaybıdır.

​Sorumluluk sahasından çekilen erkeğin bulunduğu hanelerde, aile içi hiyerarşi ve karşılıklı saygı iklimi ağır hasar almaktadır. Erkeğin mesuliyet duygusunun köreltilmesi toplumsal yapıda ciddi bir otorite boşluğu oluştururken; erkeği ev içerisinde “etkisiz bir eleman” haline getiren bu düzen, ailenin sığınak olma özelliğini de yok etmektedir. Kendi evinde pasif bir tüketici konumuna düşürülen erkek, toplumsal inşa sürecindeki koruyucu iradesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

​3. Rekabetin Gölgesinde Kalan Sevgi ve Tesanüd

​Rollerdeki bu eksen kayması, aile fertlerinin birbirini tamamlayan iki parça olmaktan çıkıp, yarışan iki rakibe dönüşmelerine yol açmaktadır. Seküler kurgunun bir başarı gibi sunduğu “eşitlik” illüzyonu, aslında eşlerin birbirine duyduğu ontolojik ihtiyacı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Oysa fıtrat, çatışmacı bir rekabeti değil, “tesanüdü” yani birbirine destek olan bir dayanışmayı tanımlar.

​Ekonomik gücü mutlaklaştırmanın verdiği sahte özgüvenle kadın, fıtratındaki sükûneti yitirirken; geçim sorumluluğunu paylaşmanın getirdiği rehavetle erkek, koruyucu zırhını terk etmektedir. Bu durum, günümüzde rekor seviyelere ulaşan boşanma oranlarının ve bitmek bilmeyen ev içi iktidar savaşlarının ana kaynağını oluşturmaktadır. Ev artık bir “huzur limanı” değil, güç dengelerinin sınandığı bir psikolojik cephe haline gelmiştir.

​4. Fıtri Dengenin Bozulması ve Manevi Erozyon

​Sosyolojik açıdan bakıldığında, sorumluluk alanları insan doğasına en uyumlu şekilde taksim edilmiştir. Eve helal rızkı getirmek ve ailenin dış dünyayla olan güvenliğini sağlamak erkeğin üzerine yüklenmiş temel bir mükellefiyettir. Kadın ise hanenin mahrem sığınağını tahkim eden, sevgiyle nesillerin ahlaki zeminini oluşturan bir sükûnet kaynağıdır. Roller arasındaki sınırların muğlaklaşması ve bu fıtri dengenin bozulması, beraberinde kaçınılmaz bir manevi erozyonu da tetiklemektedir.

​Bu perspektif, kadının sosyal hayatın dışında kalmasına yönelik bir itiraz değildir; aksine kadının doğasına aykırı sahalarda bir meta gibi tüketilmesine ve erkeğin onurlu bir rızık mücadelesinden alıkonularak silikleştirilmesine yöneliktir. Varoluş kodlarına aykırı atılan her adım, toplumun manevi dokusunda onarılması güç gedikler açmaktadır.

​5. Gelecek Nesillerin İnşası: Annelikten Kariyerizmin Kıskacına

​Seküler paradigmanın en stratejik saldırısı, annelik müessesesi üzerinedir. Kadına birincil hedef olarak sunulan “kariyer” ideali, çoğu zaman bir insan yetiştirmenin ulviyetini gölgelemektedir. Profesyonel bakıcıların elinde mekanik bir ilgiyle büyüyen nesiller, anne şefkatinden ve baba ilgisinden mahrum kalarak ciddi bir kimlik karmaşasına düşmektedir.

​Erkeğin rızık teminindeki pasifliği, çocuk için elzem olan “rol model” eksikliğine yol açmakta; böylece bir sonraki nesil de aynı “aidiyetsizlik” tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bir toplumun geleceği, fabrikalarda üretilen nesnelerden değil, fıtratına uygun bir aile ikliminde kök salan çocuklardan geçer.

​Sonuç: Öze ve Fıtrata Dönüş Çağrısı

​Toplumsal huzurun yeniden tesisi için her iki cinsin de kendi asli yörüngesine dönmesi bir zaruriyettir. Bu bir geriye gidiş değil, aksine köklere tutunarak doğru yönde ilerleyiş hamlesidir. Erkekler, evin geçim yükünü omuzlayacak cesareti ve izzeti yeniden kuşanmalı; kadınlar ise fıtratlarının gerektirdiği saygın ve zarif alana dönerek yuvasını bir medeniyet beşiği olarak yeniden inşa etmenin manevi hazzına ulaşmalıdır.

​Fıtrata açılan savaşın kazananı olmaz. Roller değişirse denge bozulur, denge bozulursa huzur kaybolur. Gelecek nesilleri bu girdaptan kurtarmanın tek yolu, modernizmin dayattığı suni kimlik savaşını reddederek, varoluş kodlarımıza ve izzetli hayat tarzımıza geri dönmektir. Huzurlu bir toplum, fıtrata teslim olmuş kalplerin oluşturacağı sarsılmaz aile yapıları üzerinde yükselecektir.

FATMA YILDIZ

Fıtri Mükellefiyet: Aile Çöküyor mu?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!