Canım Varoluşçuluk Maliyeti
Bir insanın yaşamını devam ettirmek ve hayatta kalmak, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve insana özgü rahat bir yaşam standardı yakalayıp bunu devam ettirebilmek için ödemek zorunda kaldığı fiziksel, zihinsel ve ekonomik bedellerin bütününü varoluş maliyeti olarak adlandırmaktayız. Diğer bir ifadeyle, sadece insan olmasından ötürü insanca yaşamak ve insanca yaşamaya çalışmak için katlandıkları zaman ve enerji kaybı ile gösterdikleri çabalarıdır.
Canım varoluşçuluk? Hayatın anlamı ve amacını ararken birçok insan gibi bende bu rüzgara kapıldım ve araştırmalara koyuldum. Okumadığım felsefi kitap kalmadı bununla ilgili. Varoluş amacımız neydi? “Var olabilmek için katlandığımız maliyetler, hayatın amacını bulma çabaları, amacı bulduk tamam da peki hayatın anlamı nerede? ” gibi birçok soru işte. Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şeyi olduğuna inananlardanım. Bazı şeyleri illa yaşayarak değil birilerinin tecrübelerini dinleyerek de öğrenebiliriz. Kaldı ki başarısızlıkla sonuçlanmış tecrübeleri paylaşarak insanlara ben yandım siz yanmayın anacım ya da tam tersi durumda birilerini iyiye yöneltmek çok güzel bir meziyet. Türkiye’de artık bu konunun ele alınması şarttı. Biz yandık siz yanmayın. Geldiğimiz nokta yaşamak için özgürlüğümüzden vazgeçtiğimiz bir nokta.
Sadece kitap okumak yetmez insana, bazen meydan okumalı, hayata, dünyaya, kendine… Hayata, dünyaya insan canı yandığında ne kadar da kolay meydan okur değil mi? Adeta bir savaşçıya dönüşürüz. Peki ya kendimize meydan okuyabiliyor muyuz yine aynı cesaretle, kendi düşüncelerimiz ile savaşabiliyor muyuz? Bu satırları yazarken aklıma Tolstoy geldi. Ne de güzel sormuş, insan ne ile yaşar? Sahi biz ne ile yaşıyoruz? Bizi ne yaşatır bu dünyada. Var olma sebebimiz sizce bu dünyaya, hayata ve kendimize meydana okumaya yetecek kadar güçlü bir sebep mi? Aslında var oluş sebebini bile merak etmeyenler, sadece öylesine yaşayıp gidenler var bu dünyadan… İnsan bu hiç mi sormaz? Bu yaşadıklarıma, çektiklerime değer miydi bunca şey diye? Kalbinize sorar mısınız bir kere ‘Gerçekten böyle yaşanır mı hiç?’
Tüketmeye ne kadar da meraklıdır insanımız. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zamanı da tüketir insan, sözleri tüketir, aslında “ben” olabilmek için harcadığı her şeyi yavaş yavaş tüketir. Her tükettiği ana kendi hüküm veriyor gibi ne de çok sahiplenir bu ucuz dünyayı. Önemli olan tek an vardır, o da yaşadığımız andır. Bir tek ona sözümüz geçer. İşte bu yüzden her insan mutlu olamaz, sadece kendilerine baktıkları için yaşadıklarını sananlar en büyük gaflettedir. Aslında bizim var oluş sebebimiz, sadece sevgi. Bizi yaşatan tek ve yegane şey içimizdeki sevgi. Bunca telaş, bunca kaygının tek sebebi içimizdeki o sevgiyi diri tutabilmek de…
Belki de bütün mesele ekonomiyi büyütmek değil, yaşamı güçlendirmektir. Ekonomi gerçekten ne için var? Daha fazla üretim için mi? Daha fazla tüketmek için mi? Yoksa daha iyi yaşayabilmek için mi? Aslında politika yapıcıların cevap araması gereken sorusu, varoluş maliyeti ile doğrudan ilgili olan nasıl bir ekonomi, gerçekten yaşanabilir bir ekonomi olabilir?
Türkiye OECD tarafından yayınlanan “İyi Yaşam Endeksi” 2025 verilerine göre; sağlık, sosyal bağlantılar, eğitim ve beceriler, çalışma ve gelir, öznel refah, çevre kalitesi, iş-yaşam dengesi ve barınma başlıklarının tamamında OECD ortalamasının gerisinde kaldı.
OECD ülkelerinin yıllık hane halkı net harcanabilir ortalama geliri 65 bin 908 dolar olurken, Türkiye’de bu sayı 34 bin 95 dolar olarak hesaplandı.
Türkiye gelir kategorisinde 36 ülke arasında 33’üncü sırada yer aldı.
İstihdam oranında 36 ülke arasında 35’inci olan Türkiye, çalışma başlığında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde de 35’inci olabildi. Uzun süreli işsizlik başlığında 20’inci sırada yer alan Türkiye’nin iş güvenliği sıralaması da 33’üncülük oldu.
Türkiye’de yaşayanların 5 ila 39 yaş arasında ortalama 16,4 yıl eğitim aldığı, OECD ortalamasının ise 17,7 yıl olduğu görüldü. Türkiye, 25 ile 64 yaş arasında asgari lise eğitimi alanların oranını ifade eden “eğitimsel kazanım” göstergesinde de yüzde 33,9’la sonuncu oldu. Türkiye, eğitim başlığında cinsiyet eşitsizliğinde de sonuncu sırada yer aldı.
Sağlık göstergelerinde de tablo aşağı yukarı aynı. Yaşam beklentisi 75 yıl (kadınlarda 77, erkeklerde 72) civarında olan Türkiye, OECD ortalamasının 5 yıl gerisinde kalarak 33’üncü oldu. Türkiye’den araştırmaya katılan insanların yüzde 67,79’u sağlığının iyi olduğunu söylediği için, Türkiye bu başlıkta 36 ülke arasında 20’inci sırada yer aldı.
Türkiye araştırmaya katılan ülkeler arasında çalışma sürelerinin en uzun olduğu ülkelerden bir tanesi. Çalışanların yüzde 13’ünün haftada ortalama 50 saatin üzerinde çalıştığı Türkiye’de bir işçinin yıllık ortalama çalışma süresi 1855 saat olarak hesaplandı.
Türkiye “yaşamdan tatmin olma” kategorisinde sonlarda yer almaktadır. Çok çalışıyor, az kazanıyoruz, Türkiye’deki işçiler dünyanın geri kalanından daha çok çalışıyor, daha az kazanıyor. Ekonomik ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye yıllık ortalama 1855 saat ile çalışma süresinin en uzun olduğu ülkelerden biri… Yaşasın, yaşıyorum…
OECD, Daha İyi Yaşam Endeks Verileri, Türkiye, Güncel