Fatma YILDIZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kelimeleri Eksilen Bir Gelecek

Kelimeleri Eksilen Bir Gelecek

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Lisan, bir milletin yalnızca iletişim kurmasına imkân tanıyan basit bir aktarım vasıtası değildir. Kimliğin asli unsuru, tefekkürün ana kaynağı ve asırlar boyu süzülüp gelen idraki sürekliliğin zeminidir. Bir toplumun esası, lisanın bütünlüğünün muhafaza edilmesine ve o lisanın düşünceyi aktarımına doğrudan bağlıdır. Dil; sadece bir ses topluluğu değil, bir milletin geçmişiyle geleceği arasındaki temel köprüdür.

Ancak günümüzde Türkçenin kurallı ve nitelikli kullanımı hususunda ciddi bir kaygı eksikliği ve ilgisizlik müşahede edilmektedir. Bu problem, gündelik konuşmaların doğal seyri içindeki değişimlerden ziyade; topluma rehberlik etme yükümlülüğü bulunan medya organlarında ve akademik kürsülerde gözlemlenen nitelik kaybıyla daha kronik ve tehlikeli bir hal almaktadır.

Kitle iletişim araçlarında, geniş kitlelere hitap eden ve örnek teşkil etmesi gereken şahsiyetlerin, Türkçeyi dil bilgisi ve telaffuz kurallarını ihmal ederek kullandıkları görülmektedir. Özellikle fiillere eklenen zaman ve şahıs eklerinin kullanımında, “yapıyor” yerine “yapıyo”, “geliyor” yerine “geliyo” şeklinde kelime sonundaki “r” ünsüzünün dışlanması, dilin ses mimarisini tahrip etmektedir. Türkçe, telaffuz açısından her ses biriminin değerinin tam olarak karşılanmasını gerektiren kurallı ve disiplinli bir yapıya sahiptir.

​İfadedeki bu disiplinsizlik, basit bir ses bilgisi hatası olarak geçiştirilemez; bu durum, dilin yerleşik kurallarına karşı gösterilen bir kayıtsızlıktır. Kamuoyuna istikamet çizmesi gereken eğitimcilerin, siyasetçilerin ve yayıncıların bu eksik ifade biçimini benimsemeleri, ferdi bir tercihten öte, zihinsel bir disiplinsizliğin ve mesleki liyakat eksikliğinin somut bir göstergesidir. Liyakat, yalnızca mesleki donanımı haiz olmak değil; o birikimi, sergilenen şahsiyetin ciddiyetine uygun bir lisanla bütünleştirebilmektir.

Bu nitelik kaybının temelinde, dijitalleşmenin dayattığı sürat odaklı yaşam biçimi ve yanlış anlaşılan samimiyet olgusu yer almaktadır. Sosyal medyanın kısıtlı karakter kullanımı ve kısaltmalara dayalı yüzeysel iletişim biçimi, sözlü kültürü de menfi yönde etkileyerek konuşma dilini niteliksiz bir yazışma dili seviyesine indirgemiştir. Söz dizimi kuralları feda edilmekte, kavramların anlam derinliği geri plana itilmektedir.

Bu gidişata akademik ve idari bir kararlılıkla müdahale edilmediği takdirde, gelecekte yalnızca telaffuz zafiyetleri olan değil, kavramsal düşünme yetisi de akamete uğramış bir nesille karşılaşılması kaçınılmazdır. Zira bir bireyin dünyayı algılama, nesneleri tanımlama ve olayları yorumlama kapasitesi, sahip olduğu kelime dağarcığı ve dili kullanma yetkinliği ile sınırlıdır. Kelime hazinesi daralan bir toplumun, karmaşık meseleleri tahlil etme ve çözüm oluşturma yeteneği de aynı oranda körelecektir. Entelektüel özgürlük, ancak dilin tüm imkânlarını ve mefhum dağarcığını yetkinlikle kullanabilmekle mümkündür.

Bu bağlamda en kapsamlı sorumluluk, Millî Eğitim Bakanlığına ve ilgili kültür kurumlarına düşmektedir. Türkçeyi bu niteliksiz vaziyetten kurtararak yeniden itibarını iade etmek için müfredatın kapsamını aşan, milli bir “dil bilinci programı” hayata geçirilmelidir. Eğitim kurumlarında hitabet ve güzel konuşma dersleri uygulamalı hale getirilmeli; özellikle öğretmen adayları için diksiyon ve ses değerlerine hâkimiyet, mesleğe kabulde temel bir kriter olarak belirlenmelidir.

Dili doğru kullanamayan bir eğitimcinin, zihin disiplini aşılaması mümkün değildir. Dijital mecraların sebebiyet verdiği kavramsal nitelik kaybına karşı bilimsel yöntemlerle mukavemet gösterilmeli ve “İstanbul Türkçesi” eğitim hayatının her aşamasında temel referans noktası olarak kabul edilmelidir. Bir öğrencinin akademik başarısı, sadece zahiri ölçütler ile değil; bu bilgileri dilin kurallarına uygun, akıcı ve nitelikli bir şekilde ifade ederek yeni bir sentez inşa edebilme becerisiyle ölçülmelidir.

​Mevcut şartlar, dilin özgün ve kurallı yapısının yeniden esas alınmasını zorunlu kılmaktadır. Gelecek nesillere; kaideleri zedelenmiş, kelime dağarcığı daraltılmış ve anlamsal derinliğini yitirmiş bir lisanı miras bırakmak, kültürel bir hafıza kaybına kapı aralamaktır. Unutulmamalıdır ki, dilin yapısal erimesi, zamanla o dili konuşan toplumun düşünsel üretimini durduracak ve kültürel kimliğini tamamen ortadan kaldıracaktır.

Türkçeyi nitelikli bir ifade ve düşünce alanı olarak muhafaza etmek, varlığımıza karşı duyulması gereken en temel sorumluluktur. Bu sebeple Türkçeyi yaşatmak, yalnızca bir lisan mücadelesi değil, aynı zamanda bir zihin, kimlik ve varlık mücadelesidir.

FATMA YILDIZ

Kelimeleri Eksilen Bir Gelecek
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!