Fatma YILDIZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ekrana Devredilen Mesuliyet ve Çocuklarımızın Geleceği

Ekrana Devredilen Mesuliyet ve Çocuklarımızın Geleceği

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

​Anne-baba olmak; bir çocuğun zihinsel, ahlaki, manevi ve sosyal gelişimini doğru adımlarla şekillendirme sorumluluğudur. Ancak günümüzde bu sorumluluk; yerini ciddi bir ihmalkârlığa, sabırsızlığa ve kolaycılığa bırakmış durumdadır. Sırf evde sessizlik sağlamak, misafirlikte rahat etmek, günlük işleri aksatmadan yürütmek ya da günün yorgunluğunu atmak adına çocukların ellerine teslim edilen akıllı telefonlar ve tabletler, onların gelişim sürecini etkilemekte ve kalıcı zararlar vermektedir. Kendi rahatlığımız için evlatlarımızın ellerine teslim ettiğimiz bu kontrolsüz teknoloji kullanımı, günümüzün en büyük ebeveynlik hatalarından biridir. Bu durum, çocukları eğitmek yerine onları başımızdan savmanın meşrulaştırılmış bir yöntemine dönüşmüştür.

​Çocuğun eline telefonu verip onunla iletişimi kesen aile büyükleri; “Çocuk çağı yakalıyor,” ya da “Teknolojiyle zekâsı gelişiyor,” diyerek kendi vicdanlarını rahatlatmaktadır. Oysa göz ardı edilen acı gerçek şudur ki: O çocuk teknoloji öğrenmemekte; aksine dikkat süresini, odaklanma becerisini, muhakeme yeteneğini ve en sağlıklı çocukluk evresini kaybetmektedir. Bu süreçte ebeveynler olarak düştüğümüz en büyük yanılgı; çocuğun fıtratında var olan o coşkulu neşeyi ve hayat dolu enerjiyi törpülerken, onu bedensel bir durağanlığa ve sosyal yalnızlığa mahkûm etmektir. Akranlarıyla yüz yüze iletişim kurarak paylaşmayı, hakkını aramayı ve sorun çözmeyi öğrenmesi gereken çocuklar, ekran karşısında tamamen hareketsiz ve yalnız bir yaşam sürmektedir.

​Madalyonun diğer yüzünde ise psikolojik tahribat yer almaktadır. Ekrandaki hızlı, sanal ve sürekli değişen içerikler, çocukların beyin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Telefondan sadece birkaç dakika uzak kaldıklarında gösterdikleri hırçınlık, tahammülsüzlük, tatminsizlik ve öfke patlamaları, gelişen dijital bağımlılığın doğrudan bir sonucudur. Ebeveynler, çocuğu sakinleştirsin diye verdikleri cihazı aslında çocuk için kronik bir huzursuzluk kaynağı haline getirmektedir. Üstelik sosyal medya platformlarında ve video sitelerinde yer alan gayri ahlakî içerikler, argo ifadeler ve çarpık yaşamlar çocukların körpe zihinlerine büyük zararlar vermektedir. Anne babanın aynı odada oturduğu anlarda bile çocuk; o küçük ekranda kontrolsüz, güvensiz ve her türlü riske açık yayınlarla baş başa kalmaktadır. Filtre koymamak ve ne izlediğini takip etmemek, ebeveynin en büyük gözetim eksikliğidir.

​Bir çocuğu yetiştirmek; zaman ayırmayı, emek vermeyi ve yüksek bir sabır göstermeyi gerektirir. Telefonu çocuk için bir susturma aracı, sanal bir bakıcı olarak kullanmak; ebeveynlik mesuliyetini bu cihazlara ve internetin sinsi tuzaklarına devretmek demektir. Akşamları çocuğuyla bağ kurmak, gününün nasıl geçtiğini sormak, birlikte nitelikli vakit geçirmek veya onun gelişimsel sorunlarını dinlemek yerine çözümü ekranda bulanlar; ileride o çocuk büyüdüğünde yaşanacak kopukluktan, sevgisizlikten ve uyumsuzluktan şikâyet etme hakkına sahip olamazlar. Evladının dünyasını inşa ederken onun maneviyatını, ahlakını ve zihinsel gelişimini ihmal eden anne-baba, kendi eliyle gelecekteki en büyük pişmanlığını hazırlar.

​Bu gidişatı tersine çevirmek, hatalarımızı kabul etmekle ve aile içi dengeleri yeniden kurmakla mümkündür. Sorunu bertaraf etmenin ilk adımı olarak, yaş gruplarına göre kesin ve esnetilemez ekran süreleri belirlemek mecburiyetindeyiz. Belirli bir yaşın altındaki çocuklar için ekran teması tamamen sınırlandırılmalı, daha büyük yaş gruplarında ise günlük kullanım süresinin bir saati aşmasına müsaade edilmemelidir. Bu yaklaşım uygulanırken ebeveyn asla taviz vermemeli; ağlama veya öfke nöbetlerine boyun eğmemelidir. En sık yaptığımız hata, elimizde telefonla otururken çocuğa “Telefonu bırak” demektir. Çocuklar söylenenleri değil, gördüklerini uygular. Bu nedenle evde “ekransız saatler” veya “kitap okuma vakitleri” gibi uygulamaları hayatın bir parçası haline getirmek gerekir. Mesai saatleri dışında anne ve baba da telefon kullanımını en alt düzeye indirerek çocuğa doğru bir model, canlı bir örnek teşkil etmelidir.

​Diğer bir önemli adım ise çocuklara faydalı alışkanlıklar kazandırmaktır. Çocuğun elinden telefonu aldığımızda, onun yerine koyabileceğimiz nitelikli alternatifler sağlayamamak büyük bir eksikliktir. Çocukların enerjilerini doğru yönlendirmek adına onlara ev içi sorumluluklar verilmeli; kitap okuma saatleri, spor aktiviteleri ve sanatsal faaliyetler aile hayatına dahil edilmelidir. En önemli husus ise aile içi iletişimi ve manevi eğitimi yeniden canlandırmak mecburiyetinde oluşumuzdur. Çocukların ekranlara sığınmasının temel nedeni, aile içinde bulamadıkları ilgi ve onaylanma ihtiyacıdır. Her gün düzenli olarak çocukla göz teması kurarak konuşmak, onun fikirlerine değer vermek, ahlaki ve manevi değerleri sohbetlerle ona aktarmak aile bağlarını yeniden güçlendirecektir. Telefonun yerini sanal içerikler değil, anne babanın doğrudan ilgisi ve sevgisi almalıdır.

​Sonuç olarak, çocukların ellerine kontrolsüzce bıraktığımız bu cihazlar, aile bağlarını zayıflatan ve bireyleri birbirinden tamamen uzaklaştıran fiili birer engeldir. Bugün bu sınırı, denetimi ve kontrolü bizler sağlamadığımız takdirde; yarın aile içi bağların koptuğu, toplumsal değerlerden uzak, tamamen dijital odaklı yaşayan sorunlu bir nesille karşı karşıya kalacağız.

FATMA YILDIZ

Ekrana Devredilen Mesuliyet ve Çocuklarımızın Geleceği
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!