Bir zamanlar bayram sabahları başka bir huzurla doğardı.Güneş aynı güneşti belki ama insanın içine doğan sevinç bambaşkaydı.Daha sabah ezanı okunmadan evlerde bir telaş başlardı. Anneler mutfakta bayram hazırlığı yapar, babalar en temiz elbiselerini giyerdi. Çocuklar ise geceden bayramlıklarını başucuna koyar, sabahın ilk ışığında heyecanla uyanırlardı.
Çünkü eskiden bayram sadece bir gün değildi.Bir ruhtu.Bir iklimdi.Bir milletin kalbinde aynı anda atan ortak bir sevinçti.
Bayram sabahı camiler dolup taşardı. İnsanlar omuz omuza saf tutar, aynı duaya “âmin” derdi. O an zengin ile fakir, genç ile yaşlı, makam sahibi ile sıradan insan arasında hiçbir fark kalmazdı. Herkes aynı secdede, aynı rahmetin altında buluşurdu.
Namazdan sonra sokaklar şenlenirdi.Mahalle mahalle dolaşılırdı.Büyüklerin elleri öpülürdü. Ama bu bir formalite değildi. O el öpmek, geçmişe duyulan saygının, aileye bağlılığın ve kültüre sadakatin bir ifadesiydi. Bir büyüğün başını okşaması, bir çocuğun kalbinde yıllarca unutulmayacak bir hatıra bırakırdı.
Evlerin kapıları ardına kadar açıktı.“Buyurun, bayramlaşmaya geldik” diyen kimse geri çevrilmezdi.Sofralar belki bugünkü kadar zengin değildi ama gönüller zengindi. Bir tabak baklava bazen bütün mahalleyi dolaşırdı. Bir tabak sarma komşudan komşuya giderdi. Kimsenin elinde telefon yoktu ama herkes birbirinin kapısını biliyordu.
Çocuklar mahallede şeker toplardı. Ellerindeki küçük torbalar kısa sürede dolar, yüzlerindeki sevinç bütün sokağı aydınlatırdı. O gün kimse kimseyi tanımamazlık etmezdi. Çünkü bayram, yabancıyı bile akraba yapan bir iklimdi.
Şimdi…
Şimdi bayram var ama o eski bayramın ruhu sanki biraz uzaklara çekilmiş gibi.Kapılar eskisi kadar çalınmıyor.Sokaklar eskisi kadar şenlenmiyor.
Bayram sabahı birçok insan camiye gitmek yerine uykusuna devam ediyor. Bayram ziyaretleri kısa mesajlara, sosyal medya paylaşımlarına dönüşmüş durumda.
Bir mesaj geliyor: “İyi bayramlar.”Bir emoji ekleniyor.Bir saniye sonra unutuluyor.Oysa eskiden bir bayramlaşma saatler sürerdi.
Çaylar içilir, hatıralar anlatılır, büyüklerin nasihatleri dinlenirdi. Şimdi sofralar büyüdü ama aileler küçüldü.Evler büyüdü ama kalpler daraldı.Belki de mesele zamanın değişmesi değil.Mesele bizim değişmemizdir.
Çünkü bayramın anlamı takvimde yazan bir tarihten ibaret değildir. Bayram, insanın içindeki merhametin, paylaşmanın ve kardeşliğin görünür olduğu gündür.
Yetimin hatırlandığı gündür.
Yoksulun kapısının çalındığı gündür.Kırgınların barıştığı gündür.
Eskiden insanlar bayramı beklerdi.Şimdi çoğu insan bayramı sadece tatil olarak görüyor.Oysa bayram bir tatil değil, bir hatırlayıştır.
Neyi hatırlamak?
Aileyi hatırlamak.
Komşuluğu hatırlamak.
Vefayı hatırlamak.
İnsanın insana borçlu olduğu sevgiyi hatırlamak.
Bir millet bayramlarını nasıl yaşarsa, geleceğini de öyle kurar. Eğer bayramlar sadece tatil gününe dönüşürse, toplumun kalbindeki bağlar da zamanla zayıflar.
Ama yine de umutsuz olmaya gerek yok.Çünkü bayramın ruhu tamamen kaybolmaz.Sadece unutulur.Bir çocuk büyüklerinin elini öptüğünde yeniden doğar. Bir genç bayram sabahı camiye gittiğinde yeniden doğar.Bir komşu kapıyı çalıp “Bayramınız mübarek olsun” dediğinde yeniden doğar.
Belki de yapılması gereken çok büyük şeyler değildir.
Bir kapıyı çalmak.Bir gönlü almak.Bir büyüğün elini öpmek.Belki de gerçek bayram, o anda başlar.
Ve o zaman insan içinden şöyle der:
Eskiden bayram vardı…
Ama aslında bayram hâlâ var. Yeter ki biz hatırlayalım.Yeter ki biz yaşatalım.
Çünkü bayram;insanın insana yeniden kardeş olduğu gündür.
Hayırlı bayramlar.