1. Haberler
  2. ÜNLÜ YAZARLAR
  3. BİZDEN BİR ‘LA TRAVİATA’

BİZDEN BİR ‘LA TRAVİATA’

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Uyar ve Oniani, bize hiç de yabancı değildi. Temsili izlerken sanki bir Türk operası sahnedeydi..

Giuseppe Verdi’nin ölümsüz eseri La Traviata, 9. Uluslararası İstanbul Opera Festivali kapsamında operaseverlerle buluştu.
Ünlü rejisör Henning Brockhaus’un sahneye koyduğu, özellikle ayna ve projeksiyon kullanılarak uygulanan dekoru ve kostümleriyle dünya sahnelerinin en çok ilgi çeken yapımı “La Traviata”, festival için özel olarak İtalya’dan geldi. Dekor, alışılmışın dışındaydı. Giancarlo Colis, görkemli bir opera eseri için pratik ve yaratıcı bir çözüm bulmuş. Ayna ve görsel, ışık muntazam kullanılmış. Valentina Escobar’ın koreografisi de esere yakışmıştı. Orkestra şefi Alessandro Cedrone ve orkestra çukurundaki müzisyenler La Traviata’yı kusursuz bitirdiler.
Müzikleri, konusu ve dönemi yansıtan kostümleriyle unutulmaz izler bırakan “La Traviata” operası, ulusal ve uluslararası sanatçıların katılımı ile sanatseverlere bir opera şöleni sundu.

Eserde “Violetta” rolünü üstlenen Avrupa’da aranan bir isim olarak ülkemizi başarıyla temsil eden, Avrupa’nın en önemli sahnelerinde başrol söyleyen gururumuz, Türk soprano Burcu Uyar, spinto tenor George Oniani ve bariton Vladimir Stoyanov ve birçok ünlü isimle aynı sahneyi paylaştı.
Burcu sahnede gerçekten büyüleyiciydi. Işıl ışıl bir görüntü, duru ve yumuşak ses rengi ve profesyonel opera tekniğiyle sahneyi dolduruyordu. Temsile çok az bir vakit kala soprano Serenad Burcu Uyar’ı kulisinde ziyaret ettik. En çok merak ettiğim konulardan biri, Burcu neden Türkiye’de değil de Avrupa’da bu kadar ünlüydü… Hakkında araştırma yaptığımda bir ya da iki Türkçe sitede haberine rastladım. Diğer tüm bilgileri yabancı sitelerden topladım. Burcu bu durumu şöyle açıkladı: “İstanbul Opera Festivalinin benim için bir başlangıç olmasını umuyorum. Daha önce de Borusan’ın Leyla Gencer anısına düzenlediği organizasyona konser için gelmiştim. Şöyle bir durum var tabii; yıllardır ülke ülke koşturuyorum. Ancak ülkemdeki opera sahnelerinde yer alamıyorum. Halbuki hem ülkemi yurt dışında temsil edebilir hem de ülkemde opera alanında iyi işler yapabilirim. Ailem, arkadaşlarım burada yaşıyor. Ben de burada sanatımı icra edip, ailemle, arkadaşlarımla ve ülkemin insanlarıyla bunu paylaşabilirim. Bunun için yaklaşık 5 yıl önce başvuruda bulundum. Henüz bir yanıt gelmedi. Sistem biraz yavaş işliyor. Elbette Avrupa’da yıllardır büyük çabalarla elde ettiğim kariyerimi geride bırakam. Ancak hem Avrupa’da ülkemizi temsil etmeye devam edip hem de kendi ülkemin insanlarıyla sanatımı paylaşabilirim. Öte yandan şöyle bir avantaj var; Yurt dışında ülkemizi yıllarca temsil eden bir opera sanatçısı, ülkemizdeki opera sahnelerine sınavsız alınabiliyor. Tabii ki bir iki kez yurt dışında temsile çıkmak yetmiyor. Bu işi yıllarca yapmanız gerekiyor. Ben de yıllardır Avrupa’daki opera sahnelerinde ülkemi temsil ettim”
Bir opera sanatçısının özellikle de Avrupa’da ünlü ve aranan bir sopranonun rutin hayatının nasıl olduğunu merak ediyordum. Burcu günlük hayatını şöyle anlattı: “Fransa’nın Güney’inde yaşıyorum. Eşim Fransız. Kızım orada okula gidiyor. İlkokul 4. sınıfta. Marsilya’da doğdu. Yaşamımı orada oluşturdum. Avrupa’da çok çalıştığım için valizimi alıyorum oraya buraya gidiyorum. Yani aslında Fransa’da yaşamama rağmen sürekli orada kalamıyorum.”
Bu arada Burcu’yu Avrupa’da “Serenad” ismiyle tanıyorlar. Nedenini ise “Burcu” ismini Avrupalıların Türkler gibi telaffuz edememesinin olduğu söylüyor ünlü soprano. Ayrıca Yeni Türk operalarının yazılması gerektiğini söyleyen Uyar, genç bestecilere bu konuda destek verilmesi taraftarı. La Traviata temsilinden sonra hemen Fransa’ya dönüp, Tours operasında Offenbach’ın Ren Nehrinin Perileri operasında başrolü oynayacağını belirten soprano Uyar, sıradaki işi hakkında şunları söyledi: “Başrolün ismi Lora. Offenbach eserini ilk kez Fransızca olarak ben seslendireceğim. Daha önce hep Almanca olarak sahnelenmiş. Eylül, Ekim ayında temsiller başlıyor. Daha sonra DVD’si yapılacak.”
Burcu ülkesinde yapılan bu büyük organizasyonda yer aldığı için çok mutlu olduğunu ve daha sık burada olmak istediğini söyledi. Serenad Burcu Uyar’ı kısaca tanıtmak isterim: Uyar, Türkiye’de henüz konservatuvar yıllarındayken ödülleri ve yeteneğiyle lirik sanat profesyonellerinin dikkatini çekti. İzmir Opera Sahnesinden sonra Uyar’ın ilk durağı Marsilya’da bir opera stüdyosu oldu. Burada ses tekniği ve alanında derinleşen sanatçı, birçok uluslararası yarışmanın birincisi oldu. Ünlü soprano, Fransa’da Wolfgang Amadeus Mozart’ın Sihirli Flüt operasında “Gece Kraliçesi” olarak ilk başrolünü oynadı. Onun için bir dönüm noktası olan bu opera, sanatçıya dünyanın en önemli opera sahnelerinin kapısını açtı. Uyar, Berlin, Hamburg, Leipzig, Stuttgart, Düsseldorf, Salzburg, Milano, Floransa, Roma, Bari, Padoue, Nantes, Tours, Toulon, Atina, Gand, Liege, Londra, Kopenhag’ın yanı sıra daha birçok ünlü operada Avrupa dinleyicisine bir Türk sopranonun etkileyici sesini dinletti.

‘Hala Gencer’in tekniğini kullanıyorum’

Milano La Scala’da Leyla Gencer’le beraber iki yıl çalışan Oniani, hala maestrosu Leyla Gencer’in kendisine öğrettiği tekniği opera sahnelerinde kullandığını söyledi.

La Traviata temsiline çok az bir vakit kaldığı için sohbetimizi kısa kesip, Burcu’yu hazırlanması için yanlız bırakıp, “Alfredo”ya yani tenor George Oniani’nin yanında alıyoruz soluğu. La Scala, Verdi, Bellini gibi oldukça önemli opera binalarında söyleyen Oniani, aynı zamanda opera terminolojisine “Gencerate” tekniğini kazandıran ülkemizin gururu Leyla Gencer’in de öğrencisi oldu. Milano’da La Scala’da Leyla Gencer’le beraber iki yıl akademik lirik çalışmalarında bulunan tenor, Aida, Tosca, Rigoletto, La Boheme, II Trovatore, Cavalleria Rusticana’yı yüzlerce kez söyledi. Ödüllerle dolu sanat kariyerine devam eden Oniani’yle, temsil öncesinde makyaj ve kostümden hemen önce bir araya geldik. Oniani’yle karşılaştığımızda ilk merak ettiğimiz konu, tabii ki Leyla Gencer’le çalışırken ondan neler öğrendiği ve nasıl anlaştıkları oldu. Oniani, Gencer’i duygulanarak anlattı: “O benim maestrom, çok saygı duyduğum bir öğretmenimdi. Arkadaş gibiydik. Fikirlerini açık yüreklilikle söylerdir. Bir gün bana kendi idolünün Maria Callas olduğunu söylemişti. Ama o zaten bir Callas’tı. Onunla iki yıl geçirdiğim için çok şanslıyım. Biliyor musunuz, hala onun bana öğrettiği tekniği kullanıyorum sahnede.”
Festivalden memnun olup olmadığını sorduğumuzda ise, “Çok mutlu oldum böyle bir organizasyonda olduğum için. Çok daha fazla opera festivali yapmalısınız. Bu tür organizasyonları da hükümetinizin desteklemesini umuyorum.” yanıtı verdi.

Sema SEZEN 10 Tem 2018

Bu köşe yazısı Türkiye’nin en genç gazetelerinden Yeni Birlik’te yazılmıştır. Eğer köşe yazarının yazısıyla ilgili düşüncelerinizi paylaşmak istiyorsanız aşağıdaki yorum kısmından yazabilirsiniz.

0
kat_l_yorum_1
Katılıyorum +1
0
hatal_d_n_yorsun
Hatalı Düşünüyorsun
0
bilgi_in_te_ekk_r
Bilgi İçin Teşekkür
0
_a_rd_m
Şaşırdım
0
kat_lm_yorum_-1
Katılmıyorum -1
BİZDEN BİR ‘LA TRAVİATA’
Yorum Yap

Türkiye Aktüel Haber Bültenine Ücretsiz Abone Olabilirsin

Yeni eklenen makalelerimizden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini şimdi başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!