Tarih, zaferlerle dolu olduğu kadar soykırımlarla da doludur.
Siyasi, ideolojik, etnik ya da sözde ahlaki gerekçelerle işlenmiş binlerce katliam var. Milyonlarca insan; birilerinin paylaşamadığı, dikte edemediği ya da tahammül edemediği görüşler yüzünden hayatını kaybetti.
Gerekçe basitti: Bizden olmayanlar.
Nereden bakarsak bakalım, bizden olmayanı öldürmek, hayattan koparmak insanlığa yakışan bir davranış değildir.
Peki bizden olmayan kimdir?
Ya da daha doğrusu, kim bizdendir?
Bu ayrımı yapma yetkisini bize kim verir?
Sırf biri bizim gibi düşünmüyor, bizim gibi konuşmuyor, ideolojik ya da dinî görüşlerimize katılmıyor diye; üstelik kimseye zarar vermeden kendi hâlinde yaşarken onu öldürmek hangi insanlığa sığar?
Bir çocuğun geleceğini, bir annenin evladını, belki de insanlık adına büyük işler yapabilecek bir hayatı sırf “bizden değil” diye yok etmek… Bunun adı ne olabilir?
Ten rengi, dili, dini, kimliği farklı olduğu için öldürülen binlercesi var.
Irkçılığın, nefretin, tahakkümün haddi hesabı yok.
İnsan, insanın yaptığı kötülükleri düşündükçe çıldıracak gibi oluyor.
Ama biz sadece öldürüyoruz, gücümüzün yettiğini.
Kadınları öldürüyoruz.
Çocukları öldürüyoruz.
İnsanları öldürüyoruz.
Hayvanları öldürüyoruz.
Sonra onları rakamlara indirgiyoruz, istatistiklerini çıkarıyoruz, şaşırıyoruz.
Sözde üzülüyoruz ama asla utanmıyoruz.
Ve bunu çoğu zaman yalnızca güç ve egemenlik adına yapıyoruz.
İçimizdeki kötülüğün sınırlarını aşan bu eylemleri yaparken vicdanımız nerede?
Merhametimizi nereye saklıyoruz?
Arkasına sığındığımız, vicdanımızı rahatlattığımız gerekçeleri hangi kutsal kitaptan, hangi siyasi görüşten, hangi ideolojiden alıyoruz?
İnsanları hunharca katletmek nerede meşru kılınıyor?
Hangi düşünce; özgürlükleri, yaşam sevincini, umutları yok etmeyi kabul ediyor?
Dünya hangimize yetmiyor?
Yetmiyor da bir yerlerde binlerce masumun yaşama hakkını elinden alıyoruz.
Eğer bir düşünce insanı insandan koparıyorsa,
eğer bir inanç merhameti yok ediyorsa,
eğer bir ideoloji ölümü meşrulaştırıyorsa…
Orada ne insanlık kalır ne de hakikat.