Çocuk futbolunda yaşanan sorunların kaynağını hâlâ yanlış yerlerde arıyoruz. Çocuk futbolunu en çok, onu yönettiğini zanneden yetişkinler yaralıyor. Antrenörler eğitici olmalı ama onlar oyunu kazanmayı ve hakemi yönetmeye çalışıyor. Çocuğun ne yaptığını görmek yerine bağırıyor, yönlendiriyor, baskı kuruyor. Bu tabloya bir de tribündeki aileler eklenince, saha çocuklar için bir gelişim alanı olmaktan çıkıp stres alanına dönüşüyor. Sonra da “neden oyuncu yetişmiyor?” diye soruyoruz. Yıllardır aynı yanlışlar tekrar ediliyor. Kazanmak, şampiyon olmak, kupa almak çocuk futbolunun merkezine konulmuş durumda. Yaş gruplarına uygun olmayan turnuvalar, anlamsız ligler, gereksiz skor takibi… Çocuğun ne öğrendiği değil, maçın kaç kaç bittiği konuşuluyor. Bu zihniyetle futbolcu değil, sadece korkan ve hata yapmaktan çekinen çocuklar yetişiyor.
Aileler deseniz, iyi niyetle başladıkları yolculukta en büyük baskı unsurlarından biri hâline geliyor. Kendi hayallerini çocuklarının omzuna yükleyenler, “başarı” uğruna çocukların çocukluğunu ellerinden alıyor. Sevgiyi destekle değil, beklentiyle gösteren bir anlayış hâkim.
Antrenör tarafında da tablo iç açıcı değil. Çocuk futbolu, birçok kişi için sadece bir basamak. Kendini geliştirmeyen, çocuk psikolojisinden bihaber, yetişkin futbolundaki sert dili ve davranışları çocuklara uygulayan antrenörler sistemin içinde rahatça yer bulabiliyor. Liyakatli, çocuk dostu, gerçekten eğitici olanlar ise ya yalnız kalıyor ya da sistemin dışında itiliyor.
Bu yanlış antrenör tutumu aileleri de etkiliyor. Aileler, çocuklardan yetişkin futbolcunun reflekslerini, kararlarını, soğukkanlılığını bekliyor. Sahada hata yapan çocuk değil, adeta “yetersiz bir profesyonel” gibi görülüyor. Sonuç: özgüveni zedelenmiş, hata yapmaktan korkan, oyundan keyif almayan çocuklar.
Gerçek şu ki ;
Çocuk futbolunun nasıl olması gerektiği yıllardır biliniyor. Bilim de söylüyor, futbolun temel gerçekleri de. Sorun bilgi eksikliği değil. Sorun, bu bilgiyi uygulayacak cesaretin olmaması.