Güven…
Bir zamanlar hayatın en sade, en doğal duygularından biriydi. İnsanlar birbirine bakar, selam verir, bir söz söylerdi; o sözün arkasında durulacağına inanılırdı. Kapılar kilitlenmeden uyunur, dostluklar hesap yapılmadan kurulurdu. Şimdi ise aynı dünyada, ama bambaşka bir iklimde yaşıyoruz. Sözler çoğaldı, insanlar arttı, iletişim hızlandı… ama güven azaldı.
Bugün en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Kimseye güven olmaz.”
Peki gerçekten öyle mi? Yoksa biz mi güven duygumuzu yanlış yerlere teslim ettik?
Modern çağ, insanı yalnızlaştırırken aynı zamanda herkesi herkese mecbur bıraktı. Sosyal çevre genişledi ama ilişkiler sığlaştı. Artık insanlar birbirini tanımadan fikir sahibi oluyor, dinlemeden hüküm veriyor. En tehlikelisi de şu: İnsanlar artık olduğu gibi görünmek yerine, görünmek istediği gibi davranıyor. İşte güveni zedeleyen asıl kırılma noktası da burada başlıyor.
Çünkü güven, görüntüyle değil, hakikatle ilgilidir.Eskiden bir insanın karakteri yıllar içinde anlaşılırdı. Şimdi ise birkaç paylaşım, birkaç söz, birkaç jest üzerinden insanlar hakkında kanaat oluşturuluyor. Ama ne yazık ki en çok yanıldığımız yer de burası oluyor. Zira sahte olan, her zaman gerçeğe benzemek zorundadır. Ve en iyi taklit edilen şey de samimiyettir.
Peki bu kadar karmaşanın içinde kime güveneceğiz?Her şeyden önce şunu bilmek gerekiyor:Güven, verilmez; kazanılır.Ve bir kez kırıldığında, eski haline dönmesi en zor duygulardan biridir.
Bu yüzden artık daha dikkatli olmak zorundayız. Ama dikkatli olmak, kalbi kapatmak anlamına gelmez. Aksine, daha bilinçli açmak demektir.
İnsanı tanımanın en temel yolu şudur:Sözlerine değil, tutarlılığına bakın.Çünkü herkes doğru konuşabilir, ama herkes doğru yaşayamaz. Bir insanın söyledikleriyle yaptıkları örtüşüyorsa, işte orada güvenin temeli atılır.
Bir diğer ölçü ise zamandır.
Zaman, insanın gerçek yüzünü ortaya çıkarır.Herkes iyi günde iyi görünür. Ama zor zamanlar, maskeleri indirir. Kimin yanında durduğunu, kimin arkasını döndüğünü en iyi o anlarda görürsünüz. Bu yüzden aceleyle güvenmek, çoğu zaman aceleyle pişman olmaktır.
Menfaat meselesi de göz ardı edilmemelidir.Bugün birçok ilişki, çıkar dengesi üzerine kurulmuş durumda. İnsanlar birbirine “değer” verdiği için değil, “işe yaradığı” için yakın duruyor. Oysa gerçek güven, çıkarın bittiği yerde başlar. Bir insan, size hiçbir faydası olmadığı halde yanınızda kalıyorsa, işte o kişi güvenilmeye değerdir.
Kalabalıklar da yanıltıcıdır.Çok insan tanımak, doğru insanı tanıdığınız anlamına gelmez. Bazen bir kişi, bütün bir kalabalıktan daha sağlamdır. Çünkü güven, sayıyla değil, nitelikle ilgilidir.
Ama belki de en önemli mesele şu:İnsan önce kendine güvenmeli.
Kendi değerlerini bilmeyen, kendi sınırlarını çizemeyen bir insan, başkalarına güven konusunda da sağlıklı karar veremez. Çünkü neyi hak ettiğini bilmeyen, neyi kabul etmemesi gerektiğini de bilemez. Bu yüzden güven yolculuğu, dışarıdan önce içeride başlar.
Vicdanı sağlam olan bir insan, yanlış kişiye uzun süre güvenemez. İçinde bir yer, ona sürekli “bir şeyler yolunda değil” der. Ama çoğu zaman biz o sesi sustururuz. Belki yalnız kalmamak için, belki kırılmamak için, belki de gerçeği görmek istemediğimiz için…
Oysa gerçek şu:
Yanlış insana güvenmekten daha kötü olan şey, doğruyu bildiği halde yanlışa devam etmektir.Peki o zaman kime güvenelim?
Az konuşup çok yapanlara…Söz verdiğinde arkasında duranlara…Yanınızda olmasa bile arkanızdan iyi konuşanlara…Zor günde bahanesiz gelenlere…Menfaati bittiğinde değişmeyenlere…Ve en önemlisi, kalbiyle dili bir olanlara…Güvenelim.
Ama yine de şunu unutmayalım:Güvenmek bir risktir. Çünkü insan kusurludur. Hiç kimse yüzde yüz hatasız değildir. Bu yüzden güven, aynı zamanda bir cesaret işidir. Ama bu cesaret, körü körüne değil; görerek, anlayarak ve hissederek gösterilmelidir.
Son söz olarak…
Bu dünyada herkes değişebilir, herkes yanılabilir, herkes kırabilir. Ama hâlâ güvenilecek insanlar vardır. Önemli olan onları bulmak değil, onları ayırt edebilecek bir kalbe sahip olmaktır.
Çünkü güven, dışarıda aranan bir şey değil içeride inşa edilen bir değerdir.
Sağlıcakla kalın.