Bir zamanlar insanlar eşini mahallede tanırdı.Aynı sokakta büyür, aynı fırından ekmek alır, aynı düğünde halay çekerdi.
Bir bakış bazen bir ömre yeterdi.Şimdi ise insanlar birbirini “hikâye görüntüledi” diye fark ediyor.
Telefon ekranı, artık modern çağın görücü usulü oldu.Peki neden sosyal medyadan eş arıyoruz?
Neden yalnızlığımızı bir uygulamanın algoritmasına teslim ediyoruz?Asıl mesele aşk mı, yoksa kaybettiğimiz insanlık mı?
Bugünün insanı kalabalıklar içinde yalnız.Eskiden insanın kapısını komşu çalardı, şimdi bildirim sesi çalıyor.Muhabbetin yerini mesajlar aldı.Çayın yerini emoji…
Göz göze konuşmanın yerini “çevrimiçi” yazısı…İnsan, yaradılışı gereği anlaşılmak ister.Sevilmek ister.Bir omuz arar.Bir ses, bir nefes, bir sadakat…
Ama modern çağ insanı, ilişkileri de tüketim kültürüne çevirdi.Eskiden insanlar “yuva kurmak” isterdi.Şimdi insanlar “profil beğenmekle” yetiniyor.
Çünkü sosyal medya bize sınırsız seçenek sundu.Ne kadar çok seçenek varsa, o kadar az sadakat oluştu.
Bir insanı tanımak yerine, insanlar sürekli “daha iyisi var mı?” diye ekran kaydırıyor.Asıl trajedi burada başlıyor.
Çünkü aşk artık hissedilen değil, pazarlanan bir şeye dönüştü.Fotoğraflar filtreli…Gülüşler ayarlanmış…Hayatlar sahnelenmiş…Kimse gerçek yüzünü göstermiyor.Herkes kendisinin reklamını yapıyor.
Bir kadın mutlu görünmek zorunda hissediyor.Bir erkek güçlü görünmek zorunda kalıyor.Oysa ikisi de geceleri yalnızlıktan telefon ekranına bakıyor.
Sosyal medyada eş arayan insanların çoğu aslında aşk değil, “eksikliğini tamamlayacak birini” arıyor.Çünkü modern hayat insanı parçaladı.
Aile bağları zayıfladı.Mahalle kültürü dağıldı.Güven duygusu azaldı.İnsanlar artık birbirine yaklaşmaktan korkuyor.Bir kahve teklif etmek bile cesaret ister hale geldi.
İşte burada sosyal medya devreye giriyor.Çünkü ekranın arkasında reddedilmek daha kolay.
Gerçek hayatta yaşanan utanç, dijital dünyada “engelle” tuşuyla bitiyor.Fakat kolay başlayan ilişkilerin çoğu kolay da bitiyor.Çünkü emek verilmeyen ilişki derinleşmiyor.
İnsanlar artık birbirini tanımıyor; birbirinin vitriniyle konuşuyor.Karakter yerine fotoğraf…Ahlâk yerine takipçi sayısı…Sadakat yerine popülerlik önemseniyor.
Sonra herkes aynı cümleyi kuruyor:“Kimseye güvenilmiyor.”Belki de sorun insanlarda değil, sistemdedir.Çünkü sosyal medya insanı sürekli kıyaslamaya itiyor.
Herkes daha güzelini, daha zenginini, daha gösterişlisini görüyor.Bu da kanaati öldürüyor. Kanaat ölünce huzur da ölüyor.
Eskiden insanlar kusurlarıyla sevilirdi.Şimdi insanlar kusurlarını gizleyerek sevilmeye çalışıyor.Bu yüzden ilişkiler yoruyor.Çünkü kimse gerçek haliyle yaşamıyor.
Yine de sosyal medya tamamen kötü müdür?
Hayır.
Gerçekten mutlu yuva kuran insanlar da var.Birbirini kilometrelerce uzaktan bulup hayatını birleştirenler de var.Doğru niyet varsa, teknoloji bazen kaderin vesilesi olabilir.Ama mesele aracın kendisi değil; insanın niyetidir.
Eğer insan sosyal medyayı yalnızlığını doldurmak için kullanıyorsa, geçici mutluluk bulur.Ama gerçekten karakter, merhamet, sadakat ve huzur arıyorsa; o zaman ekranın arkasında bile insan kalabilir.
Çünkü evlilik fotoğraf değil, sabırdır.Aşk gösteri değil, emektir.Eş olmak aynı story’de görünmek değil; aynı yükü taşıyabilmektir.
Belki de bugün en büyük problemimiz şudur:İnsanlar sevilmek istiyor ama tanınmak istemiyor.Çünkü tanınan insanın kusurları ortaya çıkar.Oysa gerçek sevgi tam da burada başlar.
Maskeler düşünce…Filtreler silinince…İki insan birbirinin yarasına dokunabildiğinde…
Sosyal medya çağında insanlar eş arıyor. Ama aslında herkes biraz huzur, biraz güven, biraz ait olma hissi arıyor.Ve ne kadar teknoloji değişirse değişsin, insanın kalbi hâlâ aynı şeyi fısıldıyor:
“Beni gerçekten anlayan biri olsun…”
Sağlıcakla kalın.