Şaban Bozbal
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. TOPLUMUN SESSİZ TEHLİKESİ

TOPLUMUN SESSİZ TEHLİKESİ

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir toplumun aynası sadece sokakları değildir; ekranlarıdır da. Televizyonlarda, dijital platformlarda, dizilerde neyi izliyorsak, aslında neye dönüştüğümüzü de biraz orada görürüz. Çünkü insan sadece yaşadığından değil, izlediğinden de etkilenir. Hatta bazen izlediği, yaşadığından daha derin iz bırakır.

Bir zamanlar dizilerde iyiler vardı. İyilik sade, dürüst ve sabırlıydı. Kötülük ise er ya da geç kaybederdi. İzleyici evine umutla dönerdi. Şimdi ise ekranlarda başka bir dünya kuruluyor. Bu dünyada güç, adaletin önüne geçmiş durumda. Haklı olmak değil, güçlü olmak önemli. Ve ne yazık ki bu “güç” çoğu zaman şiddetle tanımlanıyor.

Kurtlar Vadisi ile birlikte Türk televizyonlarında yeni bir dönem başladı. O dönem belki sadece bir kurgu gibi görüldü. Ama zamanla o kurgu, bir kültüre dönüştü. Sert bakışlar, kısa cümleler, tehditkâr duruşlar… “Adamlık” denilen kavram, şiddetle iç içe anlatılmaya başlandı. Bir karakter ne kadar sertse, o kadar saygı görür hale geldi. Konuşarak çözmek zayıflık, vurmak ise güç sayıldı.

O gün ekran başında “ne kadar karizmatik” diye izlenen karakterler, bugün sokakta “rol model” haline gelmiş durumda. Gençler artık kitap kahramanlarını değil, dizilerdeki sert karakterleri örnek alıyor. Çünkü ekran, en güçlü öğretmendir. Ve ne yazık ki bu öğretmen son yıllarda şiddeti öğretmeye başladı.

Ama mesele sadece yerli yapımlar değil. Dünyada da benzer bir eğilim var. Örneğin Breaking Bad… Evet, o dizide de suç var, şiddet var. Ama orada izleyiciye verilen mesaj farklı. Walter White’ın hikâyesi bir yükseliş değil, bir çöküş hikâyesidir. Her adımda biraz daha kaybeden, insanlığından uzaklaşan bir adamın hikâyesi… Yani şiddet orada bir “sonuçtur”, bir “bedeldir”.

Bizde ise çoğu zaman şiddet bir araç olarak sunuluyor. Üstelik sonuçlarıyla değil, etkisiyle gösteriliyor. Bir tokat atılıyor, sahne bitiyor. Ama o tokadın bir hayatı nasıl değiştirdiği anlatılmıyor. Bir silah patlıyor, ama o kurşunun bir aileyi nasıl dağıttığı ekrana gelmiyor. İşte sorun burada başlıyor.

Şiddetin kendisi kadar, nasıl anlatıldığı önemlidir.Bugün ekranlarda gördüğümüz birçok sahne, şiddeti sıradanlaştırıyor. Daha da tehlikelisi, şiddeti “haklı” gösteriyor. “O bunu hak etti” cümlesi, belki de en büyük tehlike. Çünkü bir toplumda insanlar şiddeti haklı görmeye başlarsa, adalet duygusu zedelenir. Ve adalet zedelenirse, geriye sadece güç kalır.

Peki çözüm ne?Şiddet içerikli diziler tamamen kaldırılsın mı?

Bu, ilk bakışta cazip bir çözüm gibi görünebilir. Ama gerçekçi değil. Çünkü sanat hayatı yansıtır. Hayatın içinde şiddet varsa, sanatta da olacaktır. Yasaklamak, çoğu zaman merakı artırır. Gizlenen şey daha çok ilgi çeker. Bu yüzden çözüm yasaklamak değil, dönüştürmektir.

Senaryolar değişmeli.

Yazarlar kalemi ellerine aldığında sadece hikâye yazmadıklarını bilmeli. Onlar aynı zamanda bir toplumun zihnine cümle kuruyor. Yazılan her diyalog, izleyen birinin zihninde yankı buluyor. Bu yüzden şiddet sahneleri sadece “heyecan katsın” diye yazılmamalı. O şiddetin sonucu gösterilmeli. Bedeli hissettirilmelidir.

Kahraman kavramı yeniden tanımlanmalı.

Bugün dizilerde kahraman; korkulan, susarak tehdit eden, gerektiğinde gözünü kırpmadan vuran kişi. Oysa gerçek kahramanlık bu değildir. Gerçek güç, kontrol edebilmektir. Öfkesini yönetebilen, aklıyla çözüm üreten karakterler çoğalmalı. Çünkü toplum, neyi alkışlarsa ona dönüşür.

Bir diğer mesele de izleyici sorumluluğu. Evet, yapımcılar üretir ama izleyici seçer. Reyting dediğimiz şey, aslında toplumun tercihlerinin sonucudur. Şiddeti izleyen, onu dolaylı olarak destekler. Bu yüzden “neden böyle diziler yapılıyor?” sorusunun bir ucu da izleyicide biter. Talep değişmeden arzın değişmesini beklemek, eksik bir beklentidir.

Aileler de bu denklemde önemli bir yerde duruyor. Çocuklar ve gençler, gördüklerini hızlıca içselleştirir. Bir karakterin davranışı, bir süre sonra normal kabul edilir. Bu yüzden yaş sınırı, içerik denetimi ve bilinçli izleme alışkanlığı büyük önem taşır. Televizyon sadece bir eğlence aracı değildir; aynı zamanda bir eğitim aracıdır. Ama bu eğitim çoğu zaman fark edilmeden verilir.

Ve belki de en önemli soru şudur:Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz?

Şiddetin normalleştiği bir toplum mu?

Yoksa aklın, vicdanın ve adaletin öne çıktığı bir toplum mu?

Ekranlar bu sorunun cevabını her gün yeniden yazıyor. Her sahne, her diyalog, her karakter bu cevaba küçük bir katkı yapıyor. Ve biz farkında olsak da olmasak da bu hikâyenin bir parçasıyız.

Unutmayalım:Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Önce göz alışır, sonra zihin kabullenir, en sonunda hayatın bir parçası haline gelir.

İşte bu yüzden mesele sadece bir dizi meselesi değildir.Bu, bir toplumun hangi yöne evrileceğinin meselesidir.

Kalem, silahtan güçlüdür derler.Ama o kalem, şiddeti yazıyorsa,o zaman mesele daha da büyüktür.Şiddet izlendikçe sıradanlaşır,sorgulandıkça azaltır.

Sağlıcakla kalın.

TOPLUMUN SESSİZ TEHLİKESİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!