Ekonomi dediğimiz şey artık istatistik tablolarında değil, mutfakta konuşuluyor. Market arabasının yarısı dolmadan kasada duyulan tutar, aslında en gerçek ekonomik göstergemiz hâline geldi. Enflasyon rakamları açıklanıyor, grafikler çiziliyor ama vatandaşın cebindeki boşluk her ay biraz daha büyüyor.
Eskiden “ekonomi kötü” denildiğinde soyut bir kavramdan bahsedilirdi. Bugün ise ekonomi; alınamayan bir et, ertelenen bir ayakkabı, vazgeçilen bir tatil demek. Gelir artışı ile gider artışı arasındaki makas öyle bir açıldı ki, çoğu insan artık maaşını değil, borcunu hesaplıyor.
Sorun sadece pahalılık da değil. Belirsizlik en az fiyatlar kadar yorucu. Yarın ne olacağını bilmemek, insanı harcamaktan korkar hâle getiriyor. Parası olan da harcamıyor, olmayan zaten harcayamıyor. Böyle olunca çarklar yavaşlıyor, esnaf tedirgin, çalışan umutsuz.
Ekonomide güven, paradan önce gelir. İnsanlar yarına inanmazsa, bugün hiçbir plan tutmaz. Oysa toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; güven veren, öngörülebilir ve adil bir ekonomik düzen. Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda psikolojidir, adalettir, yaşam kalitesidir.
Unutmayalım: Ekonomi düzelirse sadece piyasalar değil, insanlar da nefes alır. Ve bir ülkenin gerçek zenginliği, kasasındaki paradan çok, halkının refahıdır.

