AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DUYGU İLE MANTIĞIN SAVAŞI

DUYGU İLE MANTIĞIN SAVAŞI

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Zihnimiz, iki farklı dil konuşan bir saraydır. Bir yanda tahtında oturan, soğuk mermerden oyulmuş mantık, elinde cetveller ve hesap makineleriyle hayatı karelere böler. Diğer yanda, sarayın bahçesinde çıplak ayakla koşan, rüzgarın şarkısına göre dans eden Duygu. İkisi de aynı krallığı yönetmeye talip, ikisi de birbirinin varlığından gizli bir nefret ve hayranlık besliyor.

Duygu ile mantık, insanın içinde aynı bedende yaşayan iki ayrı iklim gibidir. Biri ani fırtınalarla gelir, diğeri uzun süren kuraklıklar gibi sabırlıdır. Kalp, bir anın sıcaklığına teslim olmak isterken , akıl, o anın yarınını hesaplar. İşte tam da bu aralıkta insan, kendini iki farklı hakikatin ortasında asılı kalmış gibi hisseder. Duygu ve mantık arasındaki o ince çizgide yürümek, bazen kendi evinde yabancı gibi hissetmektir

Mantık, her şeyi düz bir çizgiye hapsetmeye çalışır. A noktasından B noktasına gitmenin en kısa yolu bellidir. Ancak duygu, o çizgiyi bir sarmala dönüştürür, bazen geri döner, bazen kendi etrafında döner.

Duygu, parlak bir güneş gibidir, her şeyi ısıtır ama bazen gerçekleri yakıp kül eder. Mantık ise ay ışığıdır, netleştirir, serinletir ama ruhun o sıcak temasını içinde barındırmaz.

Duyguların yoğun olduğu anlarda mantık geri çekilir, sanki bir köşede susup bekler. Sonra fırtına dindiğinde ortaya çıkar ve “ben demiştim” der gibi sessizce hatırlatır kendini. Ama o an geçmiştir artık. Yaşanan yaşanmış, hissedilen hissedilmiştir. Mantık, çoğu zaman geç kalan bir tanık gibidir.

İnsan, kendi gölgesinden kaçmaya çalışan bir yolcu gibi, mantığın gölgesine sığınırken duygusunun hararetiyle yanmaya devam eder. Gölgemiz mantığımızsa, vücudumuz duygumuzdur. Biri olmadan diğeri asla yere düşmez.

İç dünyamız, rasyonel kararların parmaklıkları arkasında çırpınan hislerle doludur. “Yapmamalısın” diyen o sert ses, aslında bizi korumaya çalışan bir bekçidir. Ama kuşun doğası uçmaktır, kafesin güvenliği değil. Mantık bizi hayatta tutar, duygu ise neden hayatta olduğumuzu söyler. Bu çatışma, hayatta kalma güdüsü ile yaşama arzusu arasındaki o devasa boşluktur.

Mantık, duyguyu şeffaf ve kusursuz bir vazoya koyup rafa kaldırmak ister. Onu tanımlamak, adını koymak ve kontrol altında tutmak… Ancak duygu, genişlemeye çalışan bir gaz gibidir. O kristal kap ne kadar sağlam olursa olsun, içerdeki basınç arttıkça çatlaklar başlar. En sonunda vazo kırıldığında, mantık parçaları toplar; duygu ise zaten çoktan havaya karışmış,

Duygularımızı anlatmaya çalıştığımızda mantığımız devreye girer ve bize kelimeler verir. Ama kelimeler sınırlıdır, duygular ise sonsuz. Mantık, karmaşayı basitleştirmeye çalışırken; duygu, o karmaşanın kutsallığına inanır. Dil, bu iki devin arasındaki en etkisiz arabulucudur.

Hayatın dönüm noktalarında bu iki güç masaya oturur. Mantık, risk analizlerini ve gelecek projeksiyonlarını serer önümüze. Duygu ise sadece bir “iç çekiş” veya “nedensiz bir çekim” ile her şeyi altüst edebilir. En büyük trajediler, mantığın kazandığı ama ruhun kaybettiği seçimlerde gizlidir. Belki de bilgelik, mantığın sesini dinleyip duyguların rengini seçmektir.

Duygu ile mantık arasındaki çatışma bir savaş değil, bir diyalogdur. İnsan, bu diyalogu yönetebildiği ölçüde kendine yaklaşır. Ne tamamen kalp olabilmek mümkündür ne de sadece akıl… Ama ikisinin arasında kalabilmek, belki de insan olmanın en gerçek halidir.

DUYGU İLE MANTIĞIN SAVAŞI
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!