Siyasette söz çok, ölçü az.
Kürsülerden yükselen vaatler, ekranlardan taşan nutuklar, afişlerde parlayan cümleler… Ama iş icraata gelince bir sessizlik, bir kayboluş. İşte tam da bu noktada eski bir deyim düşüyor akla: “Halep buradaysa, arşın nerede?”
İktidar da muhalefet de konuşmayı seviyor. Herkes halktan yana, herkes adaletli, herkes şeffaf. Peki ölçü nerede? Ölçecek olan kim? Söylenenle yapılan arasındaki mesafeyi kim arşınlayacak?
Seçim zamanı gelince maaşlar uçuyor, refah tavan yapıyor, gelecek aydınlanıyor. Sandık kapanınca ise gerçekler ortaya çıkıyor:
Emekliye verilen sözler buharlaşıyor, genç işsizliğe teslim ediliyor, esnaf borçla baş başa bırakılıyor. Halep burada ama arşın ortada yok.
Siyasetçinin en büyük konforu, unutkan bir toplum. Dün söylenen bugün hatırlanmıyorsa, verilen sözün tutulmaması kimsenin umurunda olmuyor. Oysa demokrasi hafıza ister. Hatırlamayan millet, hesabını da soramaz.
Bir ülke sloganlarla değil, ölçüyle yönetilir. Rakamlar konuşmalı, tablolar açık olmalı, vaatler takvimli ve denetlenebilir olmalı. “Yaptık” demek yetmez, nasıl yaptın, kime yaptın, bedeli kim ödedi sorularına cevap gerekir.
Bugün siyaset, arşını gizleyerek Halep’te kumaş satmaya çalışıyor. Ama halk artık ölçüsüzlüğün farkında. Çünkü pazara çıkan herkes bilir: Ölçüsüz ticaret, eninde sonunda iflasla biter.
Sözün özü şudur:
Halep buradaysa, arşını çıkarın.
Çıkaramıyorsanız, o kürsülerde söylenen her söz sadece bir masaldır.