Seda Oktay
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HEP MEŞGUL AMA HEP EKSİK: BİZ NEYİ KAÇIRIYORUZ ?

HEP MEŞGUL AMA HEP EKSİK: BİZ NEYİ KAÇIRIYORUZ ?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çaba.. Bülbül ‘ün sesinde, kar altında Kardelen’in, umutla beklediğin ne varsa ömürden geçtiğin bir çabadır; hep meşgul ama hep eksik: biz neyi kaçırıyoruz? döngüsünde girdiğimiz yol ayrımları…

Seyrediyorum; renkli camın ötesinde, ayırt edebildiğim ölçüde, karmakarışık çizgileriyle içten içe biriken bir dolu manzarayı.. İçinde sonsuz mavi, duru yeşil ,gölgesinde insana dair; bir an..

Dalgalanan bayrağın, önüne serili toprağın, sılada kalan feryatlar; zamansız bir hicrânla sürüldüğün yer değil midir? Yaşadığımız coğrafyada özenle çizilmiş kaderin ve seni kuşatan benliğinle; insan olan ben.. En ağır yenilgilere, en büyük zaferlere emanet yaşatılan bu hayatı , bir nefeste hakikate durduran suskun zamandasın..

Şimdi söyleyin  hangi çaresizlik , var olanı yok eder, savunmasız toplumların peşine düşer? Hangi yokluk inancın gücünü sınar? Vicdanı susturur. Kalpleri bozar. Batıdan doğuya, acımasız düşlerin karanlık gölgesi düşmüş; vatanım diyenin. Bir dünya kul üstüne. Hangi dil susar, konuşmaz? Elbet, değil ise yaşadığından habersiz..

Hatır ile beslenen hususî söylemlerden seni uzaklaştıran özgür ruhuna sor : Biz neyi kaçırıyoruz? Çıplak gözle bak çevrene; bir ömür geçecek olan bahçende, kül ettiğin yalnızlığın, uzak diyarlarında bekleyenin, öyle geçip gitmeden her emeğin; bütün çıkmazları, aşılmaz dağları var. Anlayacaksın!

Bir gün geldiğinde, onca sözden kıymetli , Miyazaki’nin eserlerinde, içsel hayatların nakşedildigi çizgilere ; azminle, kederinle, mutluluğunla bakarsan duygularına tercüman olabilir. Bazı toplumlar değişime açık yaşarlar ve her yeni başlangıç, alışılması kolay görünen kısa süreçlerde kendine yeni bir alan yaratır. Böylece, düşünce kavramı; sanat üzerinden bazen bir tuvalde bazen de bir kalemin yazdığı elde tutunur. Oysa ; değişime açık olmayan toplumlar, olduğu yerde taklit eder. Çağa ayak uydurmaya çalışan, göstermelik düzenlemelerle , ait olduğu kültürel ve toplumsal değerlerini göz ardı eden maddi ve manevi bir yozlaşmanın etkisinde kalır. Kendi içinde bir “ Miyazaki “ yetiştiremez.

Dahası; en güzel müzik tınılarının dinlendiği sesler, kulaklarda nasıl ki bir tavır olarak yükselip vücut buluyorsa , sunduğu aynada; coşkulu kalabalıklarla içselleşen bir tepkiyle ruhu ezen yaklaşımların odağında da güç bulabilir. Çünkü; Kaoslar, enerji tabanında ki dağılımlara göre talimat alır. Müziğin ruhu , yöresel bir yapıda bağından kopmadan, evrensel bağlamda yankılanır. Her biri ayrı notada farklı tasarlanan bu görsel yapı, doğadan ilham alır. Sesin , seni tasvir eder..

Nitekim; insan , yaradılışından bu yana bir anlam arayışı içine girmiş, yerde ve gökte , çözülemeyeni çözme uğraşısı ile sonsuz mânâ âleminde bütünü görmek gayesini yinelemiştir. Her defasında ise görünmeyenin daha geniş bir yayılımda iç yüzünü sonsuzluğa kapattığı gerçeği ile karşı karşıya kalmıştır. Sessizliğin içinde sabırla yörüngesinde varlığını sürdüren kâinat ise dengeli bir bütünlükte ilerler.. İnsanın ulaşabildiği bu sınırlar çoğu zaman üstü kapalı bir teslimiyet ile gün yüzüne çıksa da, öğrenmek ile meşgul aklın merak içinde sorulara cevap aramaktan vazgeçmeyecektir…

İnsanın özüne dönme hikayesi bu.. Durmadan, yorulmadan çalışan , alın teri ile kazanan bir yolcunun hikayesi.. Zaman, zaman hastalanır, gücünü toplandığında yeniden günlük rutin işine geri döner. Para kazanmak gereği ile sürekli emek verir. Başarmanın gayesini omuzlarında taşıyan, bir başkadır, insan. Doğruluk bilincinde; ancak nefsine aldanan, karıştığı toplumlarda rengine, diline, biçimine yön verilen bir kurgunun içindedir. Öyle meşgul olmuştur ki faydalı olmak ile , yaşamı boyunca hep sorguladığı fikrine geç uyanmıştır, bu yolcu.. Döner durur âlemin içinde. Her taşın altında el yordamıyla bulursun ya; başladığında bitirmek üzere olan tüm bu işleyişi; mücadelesinde ulaştığı yerde, aslına doğrulur bu kadim yolcu…

İnsanlığımızın sınandığı günümüz dünyasında,  tahammülsüzlük oligarşisinin kavgacı tutumu ve bu çerçevede kurulmuş bir sistemin, çağdaş normlara kendini revize etmesini izliyorum. Perde arkasında, siyasetin elini kolunu bağlayan, aslında demokrasinin bambaşka medeniyetlerde hayat bulacağı;  ancak sadece söylemlerden ibaret gerçeğini , bir tarafın diğerini yok etme güdüsündeki hareketini ,kötülük inancını devam ettirdiği motivasyonda açık seçik görmekteyiz. Bu duruma kayıtsız kalan ya da aynı damardan beslenen insan manzaraları da eklenince , dünya kadar meselenin içinde bu duruma çaresizce bakan bir yanın , yetersizlik cenderesinden payına düşeni alır. Bu süreçte sorumluluk bilincinde olan bağımsız ruhumuz, doğru bilginin peşinde, yeni donanımlar inşa ederek , insanlık kavramının tabiatından uzaklaşmasına mâni olur.

Olumsuzluk temasının işliyor olmasının bir nedeni de;  çok az kısmını okuyor, geri kalanını ise yorumluyoruz. Dijital programa entegre olma işlevselliği, geniş kitlelere ulaşım kolaylığı sağlarken, kimlik karmaşasını da beraberinde getirdi. Yıkıcı etkisi olduğu kadar seni sürekli geliştiren bir yapıda da olması çok yönlü bir amaç taşıyan gözlem haline geldi.

Gelişim ve değişimin en iyi kılavuzu; hep meşgul ama hep eksik: biz neyi kaçırıyoruz? sorusunu, kendine hatırlatmanın farkındalığı ile yüzleşiyor olmaktır. Burada bireyin beklentilerinin zihne yerleşmesi ve buna göre hareket etme öğrenimi, bilinen davranış kalıplarının dışına çıkarak,  zamanla uyumlu, ufkunu açacak bir  izah yöntemine dönüşür. Bu olgu aynı zamanda, olumlu açıdan, toplumsallaşmanın göstergesi olarak bizlere yol çizer…

 

 

 

HEP MEŞGUL AMA HEP EKSİK: BİZ NEYİ KAÇIRIYORUZ ?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!