PINAR KILIÇ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İran’daki Protestolar: Halk Hareketi mi, Jeopolitik Operasyon mu?

İran’daki Protestolar: Halk Hareketi mi, Jeopolitik Operasyon mu?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İran’da yaşanan protestoları yalnızca “özgürlük” kelimesiyle açıklamaya çalışanlar Ortadoğu tarihini bilmiyorlar. Çünkü bu coğrafyada hiçbir büyük toplumsal hareket, tarihten, sınıfsal yapıdan ve uluslararası güç dengelerinden bağımsız okunamaz. İran ise bu gerçeğin belki de en çarpıcı örneğidir.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir: İran’daki mevcut protesto dalgasının ana motivasyonu ekonomi değildir. Ekonomik sorunlar vardır; ancak sokaktaki söylem, klasik bir “geçim isyanı” dili taşımıyor. Talepler, doğrudan rejimin ideolojik yapısını hedef almakta; şeriat karşıtlığı üzerinden şekillenmektedir. Bu sosyolojik olarak önemli bir ayrımdır. Çünkü ekonomik temelli halk hareketleri, sistem içi reform ister; ideolojik karşıtlık ise rejim tasfiyesini hedefler.

Bugün İran sokaklarında yükselen “mollalar gitsin, yerine kim gelirse gelsin” yaklaşımı; siyasal bilinçten çok, yönlendirilmeye açık bir kolektif öfkeye işaret ediyor. Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: “Kim gelirse gelsin” diyen toplumların kaderini, genellikle başkaları belirler.

Bu noktada bilinçli biçimde dolaşıma sokulan figür, tesadüf değildir: Rıza Pehlevi. İran’ın kolektif hafızasında Pehlevi döneminin parlatılması, sosyolojik bir nostalji değil; politik bir mühendisliktir. Pehlevi rejimi, İran’ı Batı eksenine sıkı biçimde bağlayan, petrol üzerinden bağımlılaştıran ve toplumsal meşruiyetini büyük ölçüde dış destekle ayakta tutan bir düzendi. Bugün o dönemi “özgürlük” olarak pazarlayanlar, İran’ın yarın kimin nüfuz alanına gireceğini söylemiyor.

Uluslararası siyaseti biraz bilen herkes için tablo nettir. Donald Trump’ın “İran halkına yardıma hazırız” açıklaması, insani bir duyarlılık değil; açık bir rejim aşındırma sinyalidir. Bu dil, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar defalarca kullanılmıştır. Önce medya dili değişir, sonra sokaklar hareketlenir, ardından “yardım” söylemi devreye girer. Sonuç ise genellikle aynı olur: parçalanmış toplumlar, zayıflatılmış devletler ve kalıcı dış nüfuz.

İran meselesini yalnızca İran’la sınırlı görenler ise asıl büyük yanılgıyı yaşıyor. İran, bölgesel güç dengelerinde bir merkez ülkedir. Bu merkezin zayıflaması, yalnızca Tahran’da bir iktidar değişimi anlamına gelmez. İran’ın çökmesi; Hizbullah’ın, Husiler’in ve genel olarak İsrail karşıtı bölgesel hattın dağılması anlamına gelir. Bu da kimin işine yarar sorusunun cevabını fazlasıyla açık hâle getirir: İsrail.

Daha da önemlisi, bu senaryonun Türkiye açısından taşıdığı risklerdir. İran’ın devre dışı bırakıldığı bir Ortadoğu’da, Amerikan nüfuzu doğrudan Türkiye’nin doğu sınırlarına dayanır. Bu yalnızca askeri bir mesele değildir; ekonomik, etnik ve siyasal sonuçları olan uzun vadeli bir kuşatmadır. Stratejik derinlikten söz eden herkesin bu tabloyu görmesi gerekir.

Ne yazık ki içeride bu denklemi okuyamayan bir kesim de var. Bazı sanatçılar meseleyi tarihsel bağlamından kopararak “İran halkının özgürlüğünü destekliyoruz” gibi açıklamalar yapmaya başladılar. Oysa özgürlük, hangi güç ilişkileri içinde talep edildiğiyle anlam kazanır. Büyük güçlerin ajandasıyla örtüşen bir “özgürlük” söylemi, çoğu zaman halklara özgürlük değil, istikrarsızlık getirir.

Sonuç olarak şunu açıkça ifade etmek gerekir: İran’daki protestolar, romantik bir halk hareketi olarak okunamaz. Bu süreç; tarihsel hafızası olan, bölgesel dengeleri bilen herkes için, klasik bir jeopolitik müdahale modelidir. Ortadoğu’da haklı olmak yetmez; neyin, kimin işine yaradığı sorusunu sormayan herkes yanılır.

İran’daki Protestolar: Halk Hareketi mi, Jeopolitik Operasyon mu?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!