AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BOŞLUĞIN NABZI; DEPRESYON

BOŞLUĞIN NABZI; DEPRESYON

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan bazen bir çukura değil, aynı zamanda görünmez bir labirentin içine girer. Labirente girildiğinde yollar birbirine benzer, çıkışlar ise birbirine yalan söyler. Kendi zihninin duvarlarına çarpa çarpa ilerleyen insan, aslında yerinde saydığını fark etmez. Gün ışığı bile bu labirente girerken soluklaşır. Renkler griye, sesler yankıya dönüşür. İşte orasıdır depresyon çığlığının duyulduğu yer.

Bazen insanın içi, terk edilmiş bir şehir gibidir. Sokak lambaları yanar ama kimse yürümüyor o yollarda. Kapılar kapalı, perdeler çekili… Ve o şehirde yaşayan tek kişi sensin; ama sen de kendine yabancısın. İşte depresyon tam olarak burada başlar, kendine ait olan bir yerde bile misafir gibi hissetmekle.

Zihin, en büyük oyunlarını en sessiz anlarda kurar. Gece, herkes uyuduğunda düşünceler uyanır. Küçük bir pişmanlık büyür, eski bir anı yeniden yazılır, basit bir cümle ağır bir yüke dönüşür.

Güneşin veda etmediği ama ışığının da asla içeri sızmadığı o gri bölgede başlar her şey. Depresyon, kapıyı çalan bir misafir değil, duvarların arasından sızan bir rutubet gibidir. Yavaşça, hissettirmeden ve dokunduğu her rengi kurşuni bir matlığa bularak ilerler. Artık dünya, dışarıda dönen devasa bir dişli değil, ruhun üzerine çökmüş devasa bir mermer kütlesidir.

Depresyon, geçmişin tozunu alıp bugünün üzerine serper, insan neyin şimdiye ait olduğunu seçemez hale gelir. “Neden?” sorusu, cevabı olmayan bir yankı gibi zihnin duvarlarında çarparak çoğalır ve en sonunda sessizliğin gürültüsünde boğulur.

Göz kapakları tonlarca ağırlıktadır ve dünya, buğulu bir camın arkasından izlenen silik bir filmden ibarettir. Yemek yemenin tadı, uykunun dinlendiriciliği, dokunmanın sıcaklığı… Hepsi, ruhun uyuşmuş parmak uçlarından kayıp gider. Varlık, sadece nefes alıp veren bir gölgeye indirgenir.

Bir aynanın karşısına geçersin ama gördüğün yüz sana ait değil gibidir. Gözlerin var, ama bakışın yoktur. Dudakların var, ama gülüşün eksiktir. İnsan kendi varlığının silikleşmesine tanık olurken en çok da bu yabancılaşmadan yorulur. Çünkü en ağır yük, kendini taşıyamamaktır.

Zaman da değişir depresyonun içinde. Saatler ağırlaşır, dakikalar uzar, günler birbirine yapışır. Sabah ile gece arasında fark kalmaz, sadece bir karanlık diğerine devreder kendini. Ve insan, akıp gitmesi gereken hayatın içinde donup kalır, sanki bir fotoğrafın içine hapsedilmiş gibi.

Dışarıdan bakıldığında her şey normaldir. İnsan yürür, konuşur, hatta bazen güler. Ama içeride, görünmeyen bir çöküş sürmektedir. Depresyonun en tehlikeli yanı da budur. Bir çığlık vardır ama sesi yoktur, bir yangın vardır ama dumanı görünmez.

Bazen insan kaçmak ister kendinden. Uyumak ister, ama dinlenmek için değil, var olmamak için. Uyanmak istemediği sabahlar birikir içinde.

Bu, ölüm isteği değildir çoğu zaman, sadece acının susmasını istemektir. Çünkü depresyon, yaşamaktan çok yorulmanın adıdır.

Ama en derin karanlığın bile bir sınırı vardır. Her labirentin bir çıkışı olduğu gibi, bu zihinsel çıkmazın da bir kapısı vardır, her ne kadar görünmese de. Bazen bir söz, bazen bir dokunuş, bazen de sadece zaman… Küçük bir ışık bile yön duygusunu geri getirebilir insana.

En önemlisi şudur ki, depresyon, insanın kendisi değildir. O sadece bir misafir, bir gölge, bir geçiştir. Ne kadar uzun sürerse sürsün, insanın özü karanlıktan daha derindir. Çünkü en kırık ruh bile, içinde hâlâ onarılmayı bekleyen bir bütün taşır

 

BOŞLUĞIN NABZI; DEPRESYON
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!