EĞİTİM TERÖRÜ VE İTİBARIN ENKAZI: FATMA NUR ÇELİK’İN ARDINDAN
Ülkemizde eğitim; bireyi her açıdan iyileştirmek, ilerletmek, adil bir şekilde içindeki öze ulaştırmak, kendini anlama ve anlamlandırmasına ayrılan bir yolculuktur. Bu ince adımda öğretmen ise öğrencinin yanında, arkasını kollayarak yürüyen kişidir. Öğretmenin bu değeri sözde hiç değişmemiş gibi görünse de fiilî olarak bir enkazın altında kalmıştır. Öğretmenin değerinin çağdan çağa artması gerekirken bu değeri hatırlamak için sürekli çağ öncesine atıfta bulunuluyor. Peki, o zamandan bu zamana değişen ve bu zamanın kaybettiği ne olabilirdi?
Eskiden öğretmene saygıdan titrenirken ve okullar en korunaklı alanlar olarak bilinirken bugün neden güvenliği sorgulanır yerlere dönüştü? Çünkü insanın insana bakışı ve değer verdiği ölçütler değişti. Adaletin getirdiği yaptırımlar sözde kaldı; olan olaylara ceza verildi ancak olacak olanlara seyirci kalındı. Duyurulması ve öğütlenmesi gereken insani değerlerin yerine haber kanalları, öfkeye dayalı olayları son sesle ve çığlıklarla bağırdı. Öfkeyi bir görünürlük ve kabul edilmiş bir saygınlık biçimi olarak gösterdi. Bu sunum, şiddet içerikli olayları bir var olma gereksinimi hâline getirdi. Ebeveyn rolleri de bu gereksinimin görünmez ama güçlü bağlarını pekiştirdi.
Kendi hayatlarına kırgın ve yaralı başlamış bireyler, çocukları üzerinden bu kırıkları dökmeye başladı. İlk olarak çocuklarını tanrılaştırdılar; vicdandan uzak öfkeyi varoluşun bir gücü olarak sundular. Öğretmeni ise çocuğuna saygı duyması gereken sıradan bir birey gibi gösterdiler. Bu anlayışta veli, zorda kalırsa öğretmene karşı verilen savaşta gönüllü olduğunu açıkça belli etti. Önceki her yanlış adımın bir sonraki halkası olan bu durum, “eğitim terörü”nün altyapısını ne yazık ki sağlam temellere dayadı.
Asıl darbe ise eğitimin bizzat kendi işleyişinden geldi. Öğretmen; ülkeye yaydığı bilim ve inançla değil, yaşadığı zorluklarla hayata yazıldı. Toplumun gözünde nasıl “tüketildiği” ana gündem maddesi oldu. Onu refaha kavuşturacak uygulamalar yerine, belirsizlikler içinde tükenen birer birey olarak gösterildi. En büyük itibarsızlaştırma, bizzat yürüdüğü bu yolda başlatıldı.
Yaşanılan olaylar tek bir cümleye sığdırıldı ve üzerlerine zamanın toprağı örtüldü. Bu durum yaşananları değil, bizzat yaşayacak olan kişileri değiştirdi. Bugün bu yolculuğu layığıyla yapamadığımız için İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde görev yapan Fatma Nur Çelik öğretmenimizi kaybettik. Toplumda bir katil, her insana bir yas bıraktı.
Artık öğretmenin itibarı geri verilmelidir. “Öğretmene el kalkmaz.” cümlesine nokta koyarak; “Öğretmen değerlidir.” gibi sadece kulağa hitap eden içi boş vaatlerle sorumluluklardan kaçılmamalıdır. Veli ve çocuğun öğretmene fiziksel ya da psikolojik olarak dokunamayacağı sınırlar, yasalarla net bir şekilde çizilmelidir. Veli ve çocuk, birbirinin hukuksuz avukatlığını yapamayacak şekilde ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır. Öğretmenin gasp edilen değeri, bizzat öğretmene iade edilmelidir. Eğitim, bir zorunluluk zinciri olmaktan çıkarılmalı; gönüllülük esasına dayanan kutsal bir yolculuk hâline getirilmelidir.
Fatma Nur Çelik öğretmenimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Mekânın cennet olsun.