EMEKÇİNİN SABRINI SINAMAYIN! İŞÇİNİN DE BİR ONURU VAR
Ailesine ekmek götürmek için her gün fabrikaya giden emekçiler; borçlarıyla, kiralarıyla, geçim derdiyle ve hayat mücadelesiyle zaten yeterince yoruluyor. Bir de yöneticilerin baskısı, hakaretleri ve bitmek bilmeyen tehditleriyle mücadele etmek zorunda bırakılmaları kabul edilemez.
Bu mücadelenin içinde, Sivaslı, 46 yaşındaki, iş çevresinde “Kuşçu” lakabıyla tanınan Hikmet Karataş gibi emekçiler de var. Kiracı olan ve üniversitede okuyan çocuğunun geleceği için mücadele veren Hikmet Karataş, bir yandan iş hayatının zorluklarıyla uğraşırken diğer yandan evinin geçimini sağlamak ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda.
Hikmet Karataş’ın yaşadığı bu hayat mücadelesi, binlerce işçinin ortak gerçeğini hatırlatıyor. Bir işçinin omuzlarında yalnızca kendi hayatı değil; kirası, faturaları, mutfak masrafı, çocuklarının eğitimi ve ailesinin geleceği de vardır.
Hikmet Karataş’ın yaşadığı zorlukları dile getiren temsili sözlerle:
“Bizler bu fabrikalara keyfimizden gelmiyoruz. Evimize ekmek götürmek, çocuklarımızı okutmak ve ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyoruz. Ay sonunda kira var, faturalar var, mutfak masrafı var. Üniversitede okuyan çocuğumuzun geleceği için de mücadele ediyoruz. Zaten hayatın yükü omuzlarımızda ağır. Bir de iş yerinde baskı, hakaret ve tehditlerle karşı karşıya kalmak insanın gücünü tüketiyor. Biz kimseden ayrıcalık istemiyoruz; yalnızca emeğimize saygı, insanca muamele ve hakkımız olanı istiyoruz. İşçinin de bir onuru, bir ailesi ve taşıdığı ağır sorumlulukları var.”
Buradan tüm fabrika yöneticilerine açıkça sesleniyoruz: İşçinin sabrını sınamayın!
Her insanın dayanma gücünün bir sınırı vardır. İnsanları sürekli baskı altında tutmak, çaresizliğe sürüklemek ve psikolojik olarak yıpratmak kabul edilemez. İş yerlerinde yaşanan sorunlar görmezden gelindikçe büyür; çalışanların sesine kulak verilmediğinde ise hem iş barışı hem de insan onuru zarar görür.
Bir olay yaşandıktan sonra pişman olmak, kaybedilen huzuru ve yaşanan acıları geri getirmez. Bu nedenle yöneticilerin görevi işçiyi korkutmak değil, sorunları dinlemek, adil davranmak ve güvenli bir çalışma ortamı sağlamaktır.
İşçinin de onuru, hakkı ve hukuku vardır. Hiç kimse ekmeğini kazanmak uğruna aşağılanmaya, hakarete veya psikolojik şiddete katlanmak zorunda değildir. İşçiler makine değildir; onların da duyguları, aileleri, hayalleri ve gelecek kaygıları vardır.
BU BİR UYARIDIR!
Emekçilerin sesini duymazdan gelmeyin. İnsanları çaresizliğe itmeden, telafisi mümkün olmayan acılar yaşanmadan iş yerlerindeki baskılara son verin. Çalışanların şikâyetlerini ciddiye alın, hak ihlallerini araştırın ve herkes için adil bir çalışma ortamı oluşturun.
Unutmayın: Bir işçi yalnızca kendi karnını doyurmak için değil, çoğu zaman çocuklarının geleceği ve ailesinin ayakta kalması için mücadele eder. Kirasını ödemeye, borçlarını kapatmaya ve çocuklarını okutmaya çalışan bir insanın omuzlarına bir de psikolojik baskı yüklemek, hayatı daha da ağırlaştırmaktır.
Fabrikaları ayakta tutan yalnızca makineler değil, işçinin alın teri ve emeğidir.
Emeğe saygı gösterin! İşçinin hakkını koruyun! İnsan onurunu her şeyin üzerinde tutun!