Ortadoğu yine kaynıyor. Haritalar üzerinde çizilen sınırlar, masalarda yapılan hesaplar ve gökyüzünde dolaşan savaş uçakları… Herkes bir şey planlıyor. Herkes bir hesap yapıyor. Ama bu hesapların ortasında duran bir ülke var: Türkiye.
Coğrafya kaderdir derler. Türkiye için bu söz sadece bir cümle değil, bir gerçektir. Çünkü Anadolu, tarih boyunca doğu ile batı arasında bir köprü, bazen de bir cephe hattı olmuştur. Bugün yaşanan Ortadoğu krizleri de Türkiye’yi ister istemez bu fırtınanın tam kenarına getiriyor.
Bir tarafta İran ile Amerika arasında büyüyen gerilim…Diğer tarafta Gazze’de bitmeyen İsrail-Filistin çatışması…Suriye’de yıllardır süren parçalanmış yapı…Irak’ta oturmayan dengeler…
Bütün bu başlıkların hepsinin Türkiye’ye uzanan bir tarafı var.
Türkiye bu krizin içinde mi?Evet. Ama savaşın tarafı mı?Hayır.
Ankara’nın yürüdüğü yol ince bir çizgiye benziyor. Bir tarafta güvenlik kaygıları var, diğer tarafta diplomasi.
Türkiye sınır güvenliğini sağlamak zorunda. Suriye ve Irak hattında terör örgütlerinin oluşturmak istediği kuşağa karşı askeri operasyonlar bunun bir sonucu. Devletler bazen ideallerle değil, zorunluluklarla hareket eder.
Ama Türkiye aynı zamanda bölgede ateşi büyütmek isteyen ülkelerden biri değil. Tam tersine, yangının büyümesinin ilk zarar vereceği ülkelerden biridir. Çünkü Ortadoğu’da çıkan her savaşın ilk dalgası göç olur, ikinci dalgası ekonomik sarsıntı olur, üçüncü dalgası ise güvenlik krizidir.
Türkiye bu üç dalgayı da geçmişte gördü.Bu yüzden Ankara’nın politikası çoğu zaman “denge siyaseti” olarak tarif ediliyor. Bir tarafta Batı ile ilişkiler sürdürülürken diğer tarafta bölge ülkeleriyle köprülerin tamamen atılmaması bunun bir parçasıdır.
Fakat mesele sadece diplomasi değil.Ortadoğu’da yeni bir düzen kuruluyor. Enerji yolları, ticaret koridorları ve askeri dengeler yeniden şekilleniyor. Bu yeni harita çizilirken Türkiye’nin nerede duracağı, sadece Ankara’nın değil dünyanın da merak ettiği bir soruya dönüşmüş durumda.
Türkiye ya bu haritanın dışında bırakılacak…Ya da bu haritanın çizildiği masada oturacak.
Tarih bize şunu gösteriyor: Masada olmayanların kaderi, masada olanlar tarafından yazılır.Türkiye’nin asıl meselesi budur.
Ortadoğu’da savaşların büyüdüğü bir dönemde Türkiye’nin en büyük gücü sadece ordusu değildir. Asıl güç; coğrafyası, diplomasi kabiliyeti ve bölgeyi okuma tecrübesidir.
Bugün Ankara’nın önünde zor bir yol var.Ne tamamen savaşın içinde olmak…Ne de olup biteni uzaktan izlemek…
Türkiye’nin yürüdüğü yol üçüncü bir yoldur.Yangının ortasında kalmadan, yangının yönünü değiştirebilmek…
Ve belki de bu yüzyılın en zor siyasetlerinden biri.
Sağlıcakla kalın.