Uzun yıllar boyunca içinde yaşadığımız ekonomik düzeni “kapitalizm” olarak adlandırdık. Serbest piyasa, rekabet, girişimcilik ve bireysel özgürlükler bu sistemin temel kavramlarıydı. Ancak dijitalleşmenin ulaştığı son noktada, bu tanım giderek yetersiz kalıyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz yapı, birçok düşünürün işaret ettiği gibi, kapitalizmin ötesine geçmiş durumda: Tekno-feodalizm.
Bu kavram, iktisatçı Yanis Varoufakis tarafından, dijital platformların klasik piyasa kurallarını aşarak feodal düzene benzer bir güç ilişkisi kurmasını tanımlamak için kullanılıyor. Feodalizmde toprağın mülkiyeti derebeylerine aitti; köylüler ise bu toprakta çalışır, karşılığında yalnızca hayatta kalma imkanı bulurdu. Bugün ise toprağın yerini platformlar, köylülerin yerini ise kullanıcılar aldı.
Google, Amazon, Meta, Apple gibi şirketler artık sadece hizmet sunan firmalar değil; aynı zamanda dijital kamusal alanın sınırlarını çizen, kurallarını belirleyen ve bu alanlardan kimlerin faydalanabileceğine karar veren yeni “dijital derebeyleri”. Instagram’da içerik üreten bir kullanıcıyı düşünelim. Emek verir, üretir, etkileşim sağlar. Ancak bu emeğin karşılığı bir ücret değil, yalnızca algoritmanın lütfettiği görünürlüktür. Kurallar değiştiğinde, erişim düşer; itiraz edilecek bir muhatap yoktur.
Bu düzenin merkezinde para değil, veri ve dikkat vardır. Kullanıcılar tüketici olmaktan çıkıp, platformların işlediği ham maddeye dönüşür. Beğeniler, arama geçmişleri, izleme süreleri; tümü ekonomik değeri olan veri kümeleridir. Ancak bu değerin mülkiyeti, onu üreten bireylerde değil, onu işleyen platformlardadır.
Tekno-feodalizmin en sorunlu yönlerinden biri de algoritmik tahakkümdür. Algoritmalar neyi göreceğimizi, neye öfkeleneceğimizi, neyi satın alacağımızı belirlerken; şeffaflıktan, hesap verilebilirlikten ve demokratik denetimden uzaktır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, kültürel bir yoksullaşmayı da beraberinde getirir. İçerikler tek tipleşir, düşünce derinliği yerini hızlı tüketime bırakır.
Sonuçta ortaya çıkan tablo nettir: Emek vardır ama hak yoktur. Üretim vardır ama mülkiyet yoktur. Katılım vardır ama söz hakkı sınırlıdır. Bu nedenle tekno-feodalizm, yalnızca ekonomik bir kavram değil; demokrasiyi, bireysel özgürlüğü ve toplumsal yaratıcılığı doğrudan ilgilendiren bir sistem eleştirisidir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz dijital çağın özgür bireyleri miyiz, yoksa görünmez platform topraklarında çalışan yeni nesil serfler mi?
Sayın Sena Hanım,
Bu yazı, dijital çağın ekonomik ve toplumsal dönüşümünü son derece berrak, güçlü ve çarpıcı bir dille ortaya koyuyor. Anlattıklarınız tanıdık ve rahatsız edici derecede gerçek. Özellikle dijital platformlarda emek verip karşılığında yalnızca görünürlük kazanma meselesi çok yerinde bir tespit. Okuru düşünmeye zorlayan bu yazı için gerçekten tebrik ederim.
Kaleminize sağlık.