Eğitim, bireyin doğumundan itibaren başlayan ve yaşam boyu devam eden, toplumsal yapıların oluşumunda ve sürekliliğinde belirleyici bir role sahip olan temel bir unsurdur. Toplumların siyasal, kültürel ve ekonomik gelişim süreçleri ile eğitim kurumları arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkistan coğrafyası, tarihsel süreç boyunca eğitime atfedilen önem ve kurumsal eğitim geleneğiyle öne çıkan önemli merkezlerden biri olmuştur.
Türkistan’da eğitimin kurumsal bir yapıya kavuşması, İslamiyet’in kabulüyle birlikte hız kazanmıştır. Özellikle X. yüzyıldan itibaren Mâverâünnehir bölgesinde kurulan medreseler, eğitimin temel kurumları hâline gelmiştir. Buhara, Semerkand ve Kâşgar gibi şehirlerde yoğunlaşan bu medreseler, yalnızca dinî ilimlerin öğretildiği mekânlar olmamış; aynı zamanda bilimsel üretimin, kültürel aktarımın ve entelektüel tartışmanın merkezleri olarak işlev görmüştür. Bu şehirler, Orta Çağ Türk-İslam dünyasında ilim ve irfanın yoğunlaştığı başlıca merkezler arasında yer almıştır.
Karahanlılar döneminde medrese eğitimi daha sistematik bir yapıya kavuşmuş, eğitim faaliyetleri siyasal otorite tarafından da desteklenmiştir. Medreselerin devlet erkânı ve yöneticilerin çocuklarına yönelik eğitim vermesi, bu kurumların yalnızca ilmî değil, aynı zamanda idarî ve ideolojik bir işleve sahip olduğunu göstermektedir. Vakıf sistemi sayesinde medreselerin mali ihtiyaçları karşılanmış, öğrencilerin barınma ve eğitim giderleri temin edilerek eğitim faaliyetlerinde süreklilik sağlanmıştır. Bu durum, eğitimin belirli bir zümrenin tekelinden çıkmasına ve toplumsal hareketliliğin desteklenmesine katkı sağlamıştır.
Zamanla Türkistan’daki eğitim kurumlarında dinî ilimlerin yanı sıra matematik, astronomi, tıp ve mantık gibi aklî ilimler de müfredatta yer bulmuştur. Eğitim dili olarak Arapça ve Farsçanın kullanılması, bölgenin İslam dünyasıyla entelektüel bağlarını güçlendirmiştir. Bu çok yönlü eğitim ortamı, Fârâbî, İbn Sînâ, Bîrûnî ve Kâşgarlı Mahmud gibi ilim ve düşünce tarihinde iz bırakan önemli şahsiyetlerin yetişmesine zemin hazırlamıştır.
Bununla birlikte Yeniçağ’dan itibaren Türkistan’daki eğitim sistemi büyük ölçüde geleneksel medrese yapısını korumuş, öğretim yöntemlerinin ezbere dayalı olması ve müfredatın dar bir çerçevede kalması eğitimde yenilik üretme kapasitesini sınırlandırmıştır. Avrupa’da bilimsel ve teknolojik gelişmelerin hız kazandığı bir dönemde Türkistan’daki eğitim kurumlarının bu gelişmelere yeterince uyum sağlayamaması, XIX. yüzyılda eğitim alanında reform ihtiyacını gündeme getirmiştir.
Bu reform arayışlarının en önemli yansımalarından biri Cedidizm hareketi olmuştur. Cedidizm, geleneksel eğitim anlayışını tamamen reddetmeden, eğitimin yöntem ve içeriğini yenilemeyi amaçlayan bir modernleşme girişimi olarak ortaya çıkmıştır. Usûl-i cedid yöntemiyle okuma-yazma öğretiminde anlama ve kavrama esas alınmış; tarih, coğrafya ve fen bilgileri gibi dersler eğitim programlarına dâhil edilmiştir. Böylece eğitim, yalnızca geçmişi aktaran bir yapı olmaktan çıkarak toplumsal dönüşümün aktif bir aracı hâline gelmiştir.
Sonuç olarak Türkistan’da eğitim tarihi, gelenek ile modernlik arasındaki etkileşimi açık biçimde yansıtmaktadır. Medrese sistemi, tarihsel bağlamı içinde önemli bir süreklilik sağlamış; Cedidizm ise bu geleneğin modernleşme sürecinde yeniden yorumlanmasına imkân tanımıştır. Bu yönüyle Türkistan’daki eğitim tecrübesi, hem bölgesel hem de İslam dünyasının genel eğitim tarihi açısından dikkate değer bir örnek oluşturmaktadır.
Kaynakça
Araz, R. (2005). Türkistan’da geleneksel eğitimden modern eğitime geçiş: Cedid okulları. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 5(1), 45–62.
Çakan, V. (2018). Türkistan’da medrese eğitimi ve medreselerin Türk eğitim tarihindeki yeri. XVIII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Çetinbaş, U. (2025). Dilde, fikirde ve işte birlik: Cedidci pedagojinin eğitim anlayışı. Türkoloji, (124), 69–76.
Sarıkoyuncu Değerli, E. (2014). Türkistan’da Cedidizm hareketi ve eğitimde yeni usul (Usûl-i Cedid). Atatürk Yolu Dergisi, 14(54), 123–145.