TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK ROCK ÜÇLEMESİ 35. YAŞINDA

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Böyle bir şeydir aslında yaşamak. Nice hastalığa, nice kavgaya, savaşa çare olmuştur umutlar. Önemli olan en karamsar anda bile umudu kaybetmemek, en “bitti” denen anda bile “umudu” korumak ve futboldaki deyimiyle hakem son düdüğü çalıncaya kadar mücadeleye devam etmek.

Umudu En Çok Anlatan Yorumcu

Bunu bir yaşam felsefesi olarak yaşayan ve yaşatan bir müzisyen o. Şarkılarında hep bu felsefeyi yaşatan bir müzisyen. Bir şarkısında “İşte hayat yine akıp gidiyor. İşte hayat sensizde yaşanıyor. Zaman her şeyi siliyor” diyerek zamanın her şeyin ilacı olduğunu söyledi. Bir şarkısında “Ağlama arkadaş, ağlama aşk için, şu kısacık hayatta bu yaşlar niçin, mutluluklar bizimle elem yok olsun” dedi ve umudu aşıladı. “Anlasana” adlı şarkısında “Her sevincin her kederin, en ölümsüz sevgilerin, sonsuz denen göklerin, her şeyin bir sonu varsa ayrılıkların da sonu var, bir gün çıkıp geleceksin. İçimde bir ümit var yeniden seveceksin…” diyerek tükenmeyen tek duygunun umut olduğunu anlattı. Umutların sonsuz yolculuklarda var olduğunu “Samanyolu, sevgi dolu, samanyolu senle dolu, onunla ışıklanır karanlık geceler” sözleriyle dile getirdi. “Gemiler Döner Geriye” albümüne verdiği şarkısında inadına umut dercesine “Ola ki günün birinde, gemiler döner geriye. Yolcular aynı yolcular ve biz aynı sahilde” betimlemesini yaptı ve “benimkisi hayal işte ümit katarım her işe” diyerek noktayı koydu.

İlhan İrem’in şarkılarında yer alan “gizli umut” günümüz, robotlaşan ve “yapay zeka” sloganları atarak insanlığı yok etme derdinde olanların yaratmaya çalıştığı yapay dünyada hepimizin ihtiyacı olan duyguyu veriyor. Sadece şarkılarında değil normal hayatta da çok olumlu ve umut dolu bir insan İlhan İrem. Onunla her konuştuğumda mutlaka bir olumlama ve bir umut mesajı alıyorum. Bu, günümüz “giderli” şarkıları radyolar aracılığı ile beynimize sunan ve beynimizi yıkayan “sözde” solistlerin aksine öylesine farklı bir şey ki, hiçbir kelime anlatamaz, hiçbir hareket gösteremez…

Başka İlhan İrem Yok

Bir İlhan İrem geldi bu ülkeye bir başkası da gelemedi. Kim bilir belki de gelmiştir ama medya onları bize göstermemiştir. Yabancı sermayeli ve özelikle Amerikan sermayesinin güdümünde olan reklam ajanslarının esiri olan medya, sistemin yaratmak istediği modele hizmet etmek istediği için yeni İlhan İrem’ler çıkamadı. Ama ne güzel ki gerçek İlhan İrem tüm bu olumsuzluklara rağmen umutlarıyla var olmayı başardı. Onun şarkıları kırk yılı aşkın bir süredir dillerde. Eskimedi, eskimeye de niyetli değil. Kaç nesil aşık oldu onun şarkıları ile.

Aynı yastığa baş koyduğu eşinin özel hayatını medyaya ifşa edecek kadar ahlak yoksunu sözde “dini bütün” popçular nerdeeee İlhan İrem nerdeeee.  Bilenler bilir, İlhan İrem, yetmişlerin Tarkan’ı gibiydi. Buna rağmen onun özel hayatı ile ilgili çıkan haberlerin sayısı bir elin parmakları kadar azdır. Buna öylesine dikkat etmiştir ki, hiç unutmam onunla ilgili bir kitap yazmıştım, bu kitapta popüler olduğu dönemde satın aldığı bir arabayı da yazmıştım. Özel hayatın ifşa edilmemesi gerekliliğine inanan hassasiyetiyle benden “acaba arabamla ilgili paragrafı çıkartır mısınız” demişti. Bu hassas, efendi adam yıllardır hiçbir magazinel haberle gündeme gelmeden star kimliğini korudu.

Bugüne Kadar Yayınlanan En Kaliteli Plak Seti

Yıllara meydan okuyan İlhan İrem’in 1983 yılında ilk yayınlanan “Pencere – Köprü  – Ve Ötesi” adlı üçleme rock seti bu yıl 35’inci yaşını kutluyor. Bu üçleme Emi-Universal etiketi ile plak formatında yayınlandı ve Türkiye müzik tarihinde yayınlanan en kaliteli plak seti olmayı başardı. Bu plak seti orijinallerine sadık kalınarak çok yüksek kalitede basıldı. Bir siyah kutunun içinden üç albümün plaklarının yanı sıra, bir tişört ve senfonik rock üçlemesinin çizgi romanı çıkıyor. Çalışmalarında hiçbir itinadan kaçmayan disiplininden ödün vermeyen İlhan İrem ile “Pencere -Köprü – Ve Ötesi” üçlemesini ve müzik dünyası üzerine bir sohbet yaptık. 

“Bezgin” onun 1980’li yıllarda yayınlanan ve benim en çok sevdiğim albümüdür. Albüm beni öylesine etkiler ki ne zaman moralim bozulsa bu albüme sarılırım ve her defasında bir antidepresan gibi gelir  bana. “Bezgin” albümünü mutlaka ama mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum. Dijital platformlarda rahatlıkla bulabiliriniz. İlhan İrem’le sohbetimize “Bezgin” albümünden başladık ve günümüze kadar geldik. 12 Eylül öncesi ve sonrasında Türkiye’de yaşanan kültürel cunta deformasyonunun yaşandığı dönem yayınlanan bu albüm sırasında İlhan İrem, bu sistemde yer alamayacağını anlamış ve “Pencere – Köprü – Ve Ötesi” üçlemesiyle bir dönüşüm sürecine girmiş.

“Ülkenin ve içimin daralmalarını olduğu gibi yansıttım”

“Ülkenin bozulma anlamında dönüşmeye başladığı yıllardı. Her şeyin anlamı yavaş yavaş değişirken, hayatım ve sanatım için çıkışlar aramaya başladım. Aşklar, sevgiler, dostlar, şehirler, tutunacak dallarım birer birer çatırdarken hiç kolay değildi…

Önce içinde bulunduğum hüzünlerle hesaplaşmam, kaçmadan ne varsa açık açık kendime anlatmam gerekiyordu. “Bezgin” albümü, koyu bir yalnızlığın içinde kendime gelme süreci idi. Pencere’den öteye gidecek yolları planladığım. Ülkenin ve içimin daralmalarını olduğu gibi yansıttığım, içinde geleceğe hazırlandığım bir albüm. “Bezgin”, ışık ve sevginin karanlık kozası.”

Senfonik Rock Üçlemenin İlk Albümü “Pencere”nin Doğuşu

“Kozadan çıktığımda hayatım ve bütün müzik geleceğim planlanmıştı. Pencere milattı, hayatımın ve sonraları kanatlanacak ‘Işık ve sevgi’ yolculuklarının ilk adımı. Uzun çalışmalarla yaratılan yüksek bir müzikalite. ‘Pencere’ dönemin popüler gündemiyle yollarımı tamamen ayırdığım, makas değiştirdiğim albümdü. ‘Sıkılmasın İçin’ isimli şarkıda, dönemin müzikal manzarasını ironik bir biçimde ucundan göstermiştik.” diyor İlhan İrem. “Pencere” albümünde yer alan “Sıkılmasın İçin” adlı şarkıda popüler müziğin yaşadığı yozlaşmayı tiye alırcasına bir göbek havası yapmış. Bu şarkı bugüne kadar yapılan en cesur popüler müzik eleştirisi oldu.

İlhan İrem, üçlemenin diğer iki albümünü şu sözlerle anlatıyor:

“Köprü” albümünde özellikle yaratılmış dijital kaostan sonra, öykü hiç bilinmedik huzurlu öte diyarlarda geçiyor. Anlatımların kanatlanmaya başladığı albümde, sade bir atmosfer oluşturmak için kendi grubumla çalıştım.

 ‘Ve Ötesi’ albümünde uçuş rotası başka boyutlara geçtikten sonra, derin bir aşk şarkısı görünümlü ‘Samanyolu’ ile kendi galaksimizle vedalaşıp daha ötelere açılıyorum.

“Albüm sürecinde dışarı çıktığım günler sayılıdır”

Senfonik Rock Üçleme, düşüncemde bir bütün halinde oluşan projedir. Bu çalışma için Tarabya’da sakin ve kuytu bir eve taşındım. Dışarısı ile ilgili hiçbir şeyin giremeyeceği kalın perdeler astım. Önce bütün öyküyü yazdım. Sonra öykünün akışına göre şarkıları oluşturmaya başladım. Senfonik Rock Üçleme ikişer yıl arayla yayınlanmaya başladı.

Albümü hazırladığım yedi yıl içinde evden çıktığım günler sayılıdır. Aslında ‘Pencere… Köprü… Ve Ötesi…’ üçlemesinden sonraki bütün albüm çalışmalarında evim hep yaratım mabedi sessizliğinde.

‘Pencere’ Altın Plak aldı, devamında gelen diğerleri de yüksek satış grafikleri çizdi. Çünkü inandığım bir şey var ki; her zaman kaliteli müzikten anlayan kalabalık ve nitelikli insanlar var. Yarım yüzyıldır sanat yolculuğumu bu inancın üzerine inşa ediyorum.

Bu proje, müzik dünyasındaki kokuşmuşluğa tepki olarak başladı. Bir anlamda; bütün koşullarda yalnızca ruhumdakileri ve hissettiklerimi yazmam konusunda kendime verdiğim sözün kaynağı oldu. Bütün çalışmayı en ince ayrıntısına kadar baştan planladığım için sorun yaşamadım. Sadece çok başarılı bazı müzisyenlerin popüler gündemin kolay kazanımlarına kapılmaları yüzünden, zaman zaman soyut anlatımlarımı kavrayıp icra etmeleri konusunda küçük zorluklar yaşandı. Kayıt sürelerini arttırarak ve stüdyoda çalınacak bölüm öncesi toplantılar yaparak sorun aşıldı.

Çizgi Roman Olarak Yayınlanan İlk Müzik Projesi

Öyküyü yazarken gözümün önüne gelen vizyonları kare kare not aldım. Oluşan senaryoyu Nuri Kurtcebe çizdi. Kitap yayınlandı, çizgi roman kitapçığı ‘Köprü’ albümünde ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘Senfonik Rock Üçleme’ içinde yer aldı.

“Asla sahayı terk etmeyi düşünmüyorum”

2006’da 14 yıl aradan sonra sahneye dönüşümden bu yana yılda bir veya iki solo konser veriyorum. Gelecek yıl tekrar başlayacağım. Aslında değişik şehirlerde bir konserler serisi yapmak istiyorum. İlhan İrem’in yarım asırdır düzenin tümden dışında olması, her dönemde sistemin çarklarını yürütenlerin hoşuna gitmiyor. Şarkıların ve seyircinin gücüyle bunları aşıyoruz. Son dönemde ise genel olarak sanata ve kültüre büyük bir sağırlık var.

Yarım yüzyıldır bütün eserlerimi bitirme tezi hassasiyetiyle hazırlıyorum. Bir gün bile ucuzluk yollarına sapmadım. 

Bugün gelinen noktada, Orta Doğu hırpaniliğinin kara bir bulut gibi ülkenin atmosferine çökmesi soluğumu kesiyor. Cehalet, pislik, duyarsızlık, gürültü, sonuna kadar açık hoparlörler, sanata, çağdaş olana sağırlık… Asla umutsuzluğa kapılmıyor ve sahayı terk etmeyi düşünmüyorum. Ama yaratmak için daha sessiz ve huzurlu diyarlar arıyorum.

Neden yeni bir İlhan İrem çıkmadı sorusunun İlhan İrem’in yanıtı

İlhan İrem’e “neden yeni bir İlhan İrem çıkmadı” sorusunu sordum. Yanıt çok netti: “Çünkü İlhan İrem, yalnızca ses, yorum, müzik ve şiir değil, daha öteleri de harmanlayarak, hepsinin bileşkesinden oluşan düşünce. Yarım asır önce ‘Birleşsin Bütün Eller’ ile başlayan yolculuk giderek yolun kendisi oldu. Kainatların ışığı ile yola çıkmak, her şeyi görüp ilgilenme yetisini asla köreltmemek gerekir. Ruhunda Zen Bahçeleri ile doğan geleceğin çocukları, anlatımların kaynağını ve daha da derinlerini gördüklerinde…”

“İşine saygı duyan herkes eserlerimi seslendirebilir”

İlhan İrem ile ilgili çeşitli efsaneler dolaşıyor piyasada. Onun popüler kültürle haşır neşir olmamasını çok farklı biçimlerde anlatanlar da oldu. Hasta dediler, içine kapandı dediler, hatta bazıları ileri gidip “kafayı yedi” dahi dediler. Oysa o gayet sağlıklı ve normal bir insan gibi yaşıyor. Buna ben şahidim. Bakın o ne diyor: “Bu yıldan itibaren bestelerimi bütün kullanımlara açığım. İşine saygı duyan herkes, belirli maddi koşullar çerçevesinde bütün eserlerimi seslendirebilir, reklamda veya filmlerde kullanabilir. İzin almak zor değil. Ama popüler müziğin dününü ve bugününü sömüren bazı ucuz yaşam simsarları, gerçek sanat ve müziği perdeleme çabasıyla İlhan İrem’e dair gerçek dışı hikayeler anlatabiliyor.”

Yıldızlı Albümler

Bugünü müziğe ayıralım dedik ve son dönemlerde yayınlanan albümler içinde dikkat çeken içinde hem ticari hem de kalite barındıran ama çeşitli nedenlerden dolayı şanssızlık yaşayan ve hak ettiği ilgiyi alamayan yıldızlı albümleri size önermek istedim.

Burcu Güneş – Anadolu’nun Güneşi

Türkiye’nin en iyi kadın vokallerinden biri olan Burcu Güneş “Anadolu Güneşi” adlı bu albümünde çok nitelikli ve değerli bir işe imza attı. Bugüne kadar hep pop ve batı şarkılarla dinlemeye alıştığımız Burcu Güneş, bu kez tematik bir türkü albümü yaptı. “Minnet Eylem” adlı türküde Selda Bağcan ile, “Deniz Üstünde Fener” türküsünde ise Selçuk Balcı ile düet yapmış. Unutulmaz “Han Sarhoş Hancı Sarhoş” adlı türkünün yanı sıra türkü severlerin zevkle dinleyeceği çok özel seçilmiş türküler içeren albüm her ne kadar medyadan hak ettiği ilgiyi alamasa da Türkülerimizin evrenselleşmesi adına çok yararlı bir iş oldu.

İlhan Şeşen Feat. Burçin Büke – Ciddi Eğlence 

Son yıllarda popüler kültürden uzaklaşan ve kendine farklı bir yol çizen birazda kendi içine çekilen İlhan Şeşen, hem kendi kariyerinin hem de müzik endüstrisinin en yalın albümünü yaptı desem abartı olmaz. “Ciddi Eğlence” tam bir keyif albümü olmuş. Başarılı caz piyanist Burçin Büke ile beraber hazırladığı bu albümde İlhan Şeşen on şarkısını tek bir piyano eşliğinde seslendirdi.

Albümde yer alan tüm şarkıların sözü ve müziği İlhan Şeşen’e düzenlemeleri ise Burçin Büke’ye ait. Samimi söyleyeyim ilk kez böyle bir albüm dinledim. Sıfır ticari kaygı ile hazırlanmış. Bir salonda piyano eşliğinde şarkı söyleyen bir adam düşünün. Bu albümde onu göreceksiniz. Albümde İlhan Şeşen’in en önemli klasiklerinden “Neler Oluyor Bize” ve “Sensiz Olmaz” da yer alıyor. Bir dinleyin derim.

İntizar – Konu Sen Olunca

Popüler kültürün son kurbanı İntizar’ın bu yıl yayınlanan albümü. Arabesk müziğine yoz ya da kalitesiz diyenlere bazen hak veriyorum, ama bir şeye dikkat etmemiz lazım. Arabesk müziğinde çok kaliteli işler yapanlar da var. İntizar’ın bu albümü de bunlardan. Retro Arabesk soundunu özleyenler bu albümü dinleyebilir. Albümde başarılı bir Serkan Kaya düeti de var. Albüm yayınlandığında kimse İntizar’dan bahsetmedi bile, taa ki adı Ceceli’nin olayına karışıncaya kadar. Medya bir haltmış gibi İntizar’ın albümü yerine onun özel hayatını konuşmaya başladı. Bu gündemden sonra İntizar’ın müzik şirketi, bu albümü hazırlayan Poll Production namus krizine girdi ve İntizar’ı kovduğunu açıkladı. Albüm daha sonra Ati Müzik etiketi ile 2.Baskı olarak tekrar yayınlandı. İntizar, Ati Müzikle bir anlaşma yapmadığını açıklamasına rağmen albümün şu anda bu baskısı ile piyasada. Kısaca albüm tam bir koas oldu. Tabii ki herkes İntizar’ın özel hayatını konuşmaktan kadıncağızın bir adet yeni albüm yaptığını hatırlamak istemedi. Albüm birilerinin de işine gelmeyince albüm güme gitti.

 

Micheal KUYUCU 23 Eyl 2018

Bu köşe yazısı Türkiye’nin en genç gazetelerinden Yeni Birlik‘te yazılmıştır. Eğer köşe yazarının yazısıyla ilgili düşüncelerinizi paylaşmak istiyorsanız aşağıdaki yorum kısmından yazabilirsiniz.

Yeni Birlik Gazetesi’ni Gazete Bayilerinden Temin Edebilirsiniz.

0
kat_l_yorum_1
Katılıyorum +1
0
hatal_d_n_yorsun
Hatalı Düşünüyorsun
0
bilgi_in_te_ekk_r
Bilgi İçin Teşekkür
0
_a_rd_m
Şaşırdım
0
kat_lm_yorum_-1
Katılmıyorum -1
TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK ROCK ÜÇLEMESİ 35. YAŞINDA

Türkiye Aktüel Haber Bültenine Ücretsiz Abone Olabilirsin

Yeni eklenen makalelerimizden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini şimdi başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!