AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. VE SON DEDİKLERİ

VE SON DEDİKLERİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir çığlığın ardından gelen sessizlikte başlar, kelimeler susar, zaman nefesini tutar ve dünya, kendi üzerine eğilmiş bir bilinmezliğe dönüşür. Başlangıçların parlak ışıkları sönerken, geriye yalnızca gölgelerin dansı kalır ama o dans, varlığın en derin kıvrımlarına dokunur ve insanı, kendi içindeki uçuruma bakmaya zorlar.

Son, bir kayıp değil, bir çağrı, bir sınır ve aynı zamanda görünmez bir kapıdır. Ardında ne olduğunu bilmeden geçerken, her adım hem bir kayboluş hem de bir keşiftir. Bazen de bir kapının ardında gizlenen sessizliktir, ne bir çığlık ne bir fısıltı kalır geriye. Zaman, sonun elini tutar gibi yavaşça geriye çekilirken, her anın rengi soluklaşır, ışık bir hüzün perdesine gömülür.

Bir yaprağın düşüşü kadar doğal, bir yıldızın sönüşü kadar anidir son… Görünmez bir nefes gibi içimize işler ve varlığın sınırlarını çizmeden önce bir boşluk bırakır ardında.

Hafıza, sonla dans eden bir gölge gibidir, ne kadar sıkı tutarsak, o kadar çabuk kayar elimizden. Her hatıra, zamanın kumunda bir iz bırakır ve rüzgâr geldiğinde silinir, geriye yalnızca bulanık bir hatırlama kalır.

Sonsuzluk, sonun diğer yüzüdür, bitişin içine saklanmış bir başlangıçtır belki de. Bazen, her son yeni bir yolun işaretçisi gibi görünür, ama yolun kendisi çoğu zaman hayalden ibarettir. Sesler, sonla birlikte çözülür. Sözcükler, dudaklarda asılı kalır ve anlam, boşlukta titreyen bir hayalet gibi süzülür. Konuşmak isteriz, ama kelimeler bizi terk etmiştir, geriye yalnızca sessiz bir yankı kalır.

Gözler kapanır, dünya titrer ve renkler erir. Son, bir ressamın fırçasında son dokunuş gibi görünür, tablo tamamlanmıştır, ama eksik bir bütünlük hissi izleyiciyi bırakır.

Zamanın akışı, sonun ağırlığını taşır. Her tik ve tak, bir şeyin artık geri gelmeyeceğini hatırlatır; ama o ağırlık, bazen hafif bir esinti kadar narindir, sanki son, varlığın en yumuşak haliyle ortaya çıkar.

Gökyüzünün karanlık bir örtüyle kapanması gibidir sonla. Yıldızlar birer birer düşer, ama düşüşleri sessizlikle örtülüdür. Her kaybolan ışık, gözlerimizde bir boşluk yaratır ve boşluk, kendi içinde bir evren taşır. Evren ise sadece hislerin titreşimiyle var olur. Varlık, yokluğun kıyısında titrerken, zaman bir nehir gibi akmaz, geriye doğru süzülür, her an, kendi içinde kırılgan bir yansıma haline gelir ve bu yansıma, sonun ruhunu fısıldar.

Son, bir melodinin susması gibidir. Notalar havada asılı kalır, ama artık çalınmazlar. Her sessizlik, anlamın ötesinde bir ritim taşır ve insan, o ritmi hissettikçe kendi içinin derinliklerine sürüklenir. Duyular, gerçeklikten çekilir ve yalnızca hafızanın kırık parçaları, birer ışık hüzmesi gibi parlar ama parlayan her ışık, kaybolmaya yazgılıdır. Bu kayboluş, tıpkı bir düşün uyanmakla yok olması gibi, hem acıtır hem de özgür bırakır.

İnsan, sonu kavramaya çalıştıkça kendi içine bakar, belki de son, yalnızca bir aynadır ve bize varoluşun sınırlarını gösterir. Bütün cevaplar, soruların içinde eriyip gider ve geriye yalnızca soruların yankısı kalır.

Ve nihayet, son, ne bir hüzün, ne bir sevinç… sadece vardır. Tüm imgeler, tüm kelimeler ve tüm zamanlar onun etrafında erir. Son, kendi sessizliğinde tamamlanmış bir şiirdir; okunmayı beklemeden, anlamını saklar ve biz onu hissettikçe var oluruz.

VE SON DEDİKLERİ
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!