Yeni bir yıla daha girdik.
Takvim değişti, telefonlarımıza “Mutlu Yıllar” mesajları yağdı,
sosyal medyada herkes aynı anda biraz umutlu, biraz iddialı oldu.
Sanki dünya, ortak bir sözleşmeyle “Bu yıl farklı olacak” demeye karar verdi.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yıl gecesi planlarımız gayet netti.
Daha erken yatacağız, daha erken kalkacağız.
Daha sağlıklı beslenecek, spora başlayacak,
bizi yoran her şeyi hayatımızdan tek tek çıkaracaktık.
Liste uzun, niyet sağlamdı.
Hayat ise her zamanki gibi dinledi ve not almadı.
Ama yeni yılın sihri tam da burada başlıyor.
Gerçekçi olmamasında.
Biraz abartılı, biraz naif olmasında.
Çünkü kimse “Bu yıl da aşağı yukarı aynı şeyleri yaşayacağım” diye kadeh kaldırmıyor.
Yeni yıl, bize kısa süreli bir tazelenme hissi verir.
Yeni defter alınmış ama henüz yazılmamış gibidir.
Sayfalar tertemiz, kalem elimizde,
ne yazacağımızdan çok yazabilme ihtimali heyecanlandırır.
Elbette birkaç gün sonra hayat eski temposuna döner.
Alarm çalar, trafik başlar, yapılacaklar listesi uzar.
Ama yine de bir şey değişmiştir:
Kendimize verdiğimiz küçük bir söz vardır.
Daha nazik olacağım.
Daha az acele edeceğim.
Kendimi bu kadar hırpalamayacağım.
Bunlar büyük hedefler değildir.
Ama uygulanabilir olmalarıyla değerlidir.
Yeni yıl, köklü dönüşümlerin değil;
küçük ayarlamaların zamanıdır belki de.
Kahveyi ayakta içmemek,
hafta sonu telefonu biraz daha kenara bırakmak,
“Sonra konuşuruz” dediğimiz bir dostu gerçekten aramak gibi.
Ve evet, bazen hiçbirini yapamayız.
Ama bu da dünyanın sonu değildir.
Yeni yıl bize mükemmel olmayı değil,
yeniden deneme lüksünü verir.
Belki 2026 hayatımızı baştan sona değiştirmeyecek.
Ama bize şunu hatırlatabilir:
Hala seçeneklerimiz var.
Hala vazgeçmediğimiz şeyler var.
Hala “bir daha” diyebilecek kadar zamanımız var.
O yüzden bu yılı büyük kararlarla değil,
iyi niyetle karşılayalım.
Olmazsa seneye yine konuşuruz.
Takvim, zaten bu konuda oldukça cömert.