Mehmet Kuşcu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Ülkenin Uyandığı O Gece ve Unutulmayan Acı

Bir Ülkenin Uyandığı O Gece ve Unutulmayan Acı

featured
4
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

17 Ağustos 1999 gecesi, saatler 03.02’yi gösterdiğinde, Türkiye tarihinin en karanlık anlarından biri yaşandı. O gece, derin uykudaki bir ülke, aniden şiddetli bir sarsıntıyla uykusundan uyandı. Marmara Bölgesi’ni vuran ve resmi kayıtlara göre 7,4 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, başta Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve Düzce olmak üzere geniş bir coğrafyada yıkıma neden oldu.

O anı yaşayan herkes için zaman adeta dondu. İnsanlar karanlıkta, enkazların arasında, panikle, korkuyla ve ne olduğunu anlayamadan kendilerini dışarı atarken, bazıları sonsuz bir sessizliğin içinde kaldı. Kimi ailesini bulmaya çalıştı, kimi çaresizlik içinde yardım çığlıklarına kulak verdi. Herkes kendi payına düşeni yaşadı ama ortak acı, herkesi tek yürek haline getirdi.

Deprem yalnızca binaları değil, kalpleri de yıktı. Binlerce canımızı kaybettik, on binlerce insan yaralandı, yüzbinlerce kişi evsiz kaldı. O sabah uyandığımızda şehirler tanınmaz hale gelmişti. Evler yerle bir olmuş, yollar paramparça, köprüler yıkılmış, sanayi tesisleri ağır hasar görmüş, iletişim tamamen kesilmişti. Televizyon ekranlarından yansıyan o görüntüler, bir doğal afetin ne denli büyük bir yıkım yaratabileceğini gözler önüne seriyordu.

Ama tüm bu yıkımın ortasında, belki de en etkileyici olanı, insanların dayanışma ruhuydu. Türkiye’nin dört bir yanından yardım eli uzandı. Sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, sağlık ekipleri, madenciler, askerler ve yurttaşlar canla başla çalıştı. Herkes bir can daha kurtarabilmek için enkaz başlarında sabahlara kadar nöbet tuttu.

Bu büyük felaket, yalnızca fiziki yapılarımızı değil, sistemimizi de teste tabi tuttu. Acil müdahale mekanizmalarının eksiklikleri, yapı denetim sistemindeki açıklar, şehirleşme anlayışımızdaki hatalar bu acıyla bir kez daha ortaya çıktı. Depremin ardından yapılan değerlendirmelerde, çok sayıda binanın adeta kum yığınına dönüşmesinin nedeni olarak mühendislik hataları, ruhsatsız ya da denetimsiz yapılaşma gösterildi. Yani yaşanan felakette doğanın değil, insan eliyle yapılan hataların da payı büyüktü. Bu gerçekle yüzleşmek kolay olmadı ama gerekliydi. Çünkü bu felaket bize, depremle yaşamak zorunda olduğumuzu ve bunun için hazırlıklı olmamız gerektiğini acı bir şekilde öğretti.

17 Ağustos, aynı zamanda bir milat oldu. Türkiye, deprem gerçeğini artık görmezden gelemezdi. Afet bilinci, kamuoyunda daha çok tartışılır hale geldi. Deprem yönetmelikleri güncellendi, yapı denetimiyle ilgili yeni düzenlemeler getirildi, kamuoyunda bilinçlendirme kampanyaları başlatıldı. Ancak yıllar geçtikçe o acı gecenin hafızalardaki izi silinmeye başladı. Her yıl dönümünde hatırlanan ama gündelik hayatın telaşı içinde zamanla unutulan bir yara gibi… Oysa unutulmaması gereken bir gerçek var: Türkiye, bir deprem ülkesidir ve bir sonraki büyük depremin ne zaman olacağını kimse bilemez. Hazırlıklı olmak, sadece devlete değil, bireylere de düşen bir görevdir. Bugün geldiğimiz noktada hala alınması gereken çok yol olduğu ortada. Unutmak kolay, ama unutmanın bedeli çok ağır olabilir.

O geceyi yaşayanlar bilir; deprem yalnızca saniyeler sürer ama etkisi bir ömür boyu sürer. Sevdiklerini kaybeden bir annenin, bir babanın, bir çocuğun yüreğindeki boşluk asla dolmaz. Enkazdan kurtarılan bir insanın yaşadığı travma, yıllar sonra bile silinmez. O gece doğan çocuklar bugün genç birer yetişkin oldular, belki de o anı hiç hatırlamıyorlar. Ama bizler, o gecenin karanlığında hayatını kaybedenleri, geride kalanların yaşadığı çaresizliği ve ülkece hissettiğimiz derin acıyı unutmadık.

17 Ağustos, bir felaketin tarihi olduğu kadar, birlik olmanın, dayanışmanın, paylaşmanın ve yeniden ayağa kalkmanın da tarihidir. O gece yaşanan acıdan ders çıkarmak, sadece geçmişe saygıdan öte, aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluktur. Bu bilinçle hareket etmek, sadece yetkililerin değil, her bir vatandaşın sorumluluğudur. Her yeni gün, olası bir depreme daha hazırlıklı olmak için bir fırsattır. Ve bu fırsatların heba edilmemesi gerekir.

Bugün, 17 Ağustos 1999 Depremi’nin üzerinden yıllar geçse de acısı hala taze. Çünkü kaybettiklerimiz sadece rakamlarla ifade edilecek kadar az değil; her biri bir hayat, bir umut, bir hayaldi. O gece sonsuzluğa uğurladığımız canları rahmetle anıyoruz. Onları unutmadık, unutmayacağız. Geriye kalan bizler, yaşananlardan ders çıkararak, daha güvenli bir gelecek inşa etmekle yükümlüyüz. Depremde hayatını kaybedenleri unutmadık.

Saygılarımla.

Bir Ülkenin Uyandığı O Gece ve Unutulmayan Acı
+ - 4

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 Yorum

  1. 17 Ağustos 2025, 13:03

    Sayın M. Kuşcu,
    Kaleme aldığınız bu satırlar, 17 Ağustos 1999’un karanlık gecesini ve yaşanan büyük acıyı bir kez daha yüreklerimize taşıdı. O gün sevdiklerini kaybeden, yaralanan, evsiz kalan tüm depremzedelerin acısını derinden hissediyoruz. Depremde hayatını kaybeden canlarımızı rahmetle, geride kalanları sabır ve saygıyla anıyoruz.

    Cevapla
    • 19 Ağustos 2025, 19:06

      Sayın Okurum,

      Yazımı beğenmeniz beni son derece mutlu etti. İlginiz ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

      Saygılarımla.

      Cevapla
  2. Sayın Kuşcu,
    Unutmadık, unutmayacağız. Yaşananlardan ders çıkararak bireyler ve toplum olarak daha güvenli yarınlar inşa etmenin hepimizin sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Dayanışmayı, umudu ve birbirimize sahip çıkmayı hatırlattığınız için teşekkür eder, kaleminize sağlık dileriz. Kaybettiklerimizi rahmetle anıyor, geride kalanlara sabır ve saygılarımızı sunuyoruz.

    Cevapla
    • 19 Ağustos 2025, 19:07

      Sayın Okurum,
      Yazımı beğenmeniz beni son derece mutlu etti. İlginiz ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
      Saygılarımla.

      Cevapla
Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!