Kalabalık bir caddede birinin yardım çığlığı attığını düşünün. İnsanlar bir an duraksıyor, bakıyor, sonra yürümeye devam ediyor. Kimse gerçekten durmuyor. Çünkü görmek, sorumluluk almaktır. Ve çoğumuz sorumluluktan kaçmayı seçiyoruz.
Toplumların en büyük yaraları işte böyle başlar: Sessizlikle. Bir haksızlık yaşandığında, bir adaletsizlik gözümüzün önünde gerçekleştiğinde, çoğumuz başımızı çeviririz. Görmezden gelmek rahatlatır. O an için vicdanımız susar, içimizdeki rahatsızlık bastırılır. “Benim meselem değil” diyerek kendimizi ikna ederiz. Ama bu rahatlık geçicidir. Çünkü sustuğumuz her an, o haksızlık biraz daha büyür.
Bugün sokakta şiddete uğrayan birine sırtımızı dönersek, yarın aynı şiddet kapımızı çaldığında kimse bizim için durmayacaktır. Bir işçinin hakkı gasp edilirken sessiz kalırsak, aslında kendi emeğimizin de değersizleşmesine izin veririz. Bir çocuğun uğradığı adaletsizliği görmezden geldiğimizde, geleceğin daha karanlık olmasına katkıda bulunuruz. Görmezden gelmenin bedeli, sadece başkalarının çektiği acı değildir; o bedel, yavaş yavaş hepimize yayılır.
Tarih bunun sayısız örneğini sunar. Sessiz kalan toplumlar, en ağır bedelleri öder. Adaletsizliğe alışanlar, bir süre sonra onu sorgulamayı bırakır. Ve bir noktadan sonra, yanlış olan normalleşir. İşte asıl tehlike de budur. Çünkü bir toplumda yanlış normalleştiğinde, doğruyu savunmak cesaret değil, istisna hâline gelir.
Sessizlik çoğu zaman tarafsızlık gibi görünür. Oysa değildir. Sessizlik, güçlüden yana konum almaktır. Haksızlık karşısında susan herkes, farkında olsa da olmasa da o düzenin devam etmesine katkı sağlar. Bu yüzden sessizlik, suçun en sadık ortağıdır.
Bugün ihtiyacımız olan şey büyük kahramanlıklar değil. Küçük ama gerçek tepkiler. Görmek, duymak ve gerektiğinde ses çıkarmak. Birine destek olmak, bir haksızlığa itiraz etmek, “bu doğru değil” diyebilmek. Çünkü değişim çoğu zaman büyük adımlarla değil, küçük itirazlarla başlar.
Vicdan sustukça zayıflar, konuştukça güçlenir. Ve insan, ancak başkasının acısına kayıtsız kalmadığında insan kalır.
Unutmayalım: Görmezden gelenler, eninde sonunda sadece başkalarını değil, kendi insanlığını da kaybeder.