Sosyal medyada Ramazan, takvim yapraklarından önce filtrelere düşer. Hilal, gökyüzünde görünmeden ekranların üst köşesinde parlar. Mavi ışığın içinde ince bir sabır çizgisi gibi asılı durur. Akşam ezanına doğru hızlanan bildirimler, kalbimizin atışını taklit eder; bekleyiş, piksel piksel çoğalır. Oruç, artık yalnızca mideyi değil, akışı da terbiye eder. Kaydırdıkça derinleşen bir sükûtun içinde, görünmeyen bir suskunluk dolaşır.
Bir fotoğraf karesinde buharı tüten çorba, başka bir karede hurmanın koyu kahvesi… Işık, sofranın üzerine merhamet gibi iner. İftar etiketi, kapı zili gibi çalar, uzak şehirlerdeki yüzleri aynı masaya çağırır. Dijital bir masa örtüsü serilir zamanın üzerine, çatalların tıkırtısı yerine kalp ikonları yükselir. İftar, hem gerçek hem imgesel bir buluşmaya dönüşür.
Ramazan estetiği, gölgelerle konuşur. İnce bir kandil ışığı, fotoğrafların kenarından sızar. Loşluk, eksilmenin zarafetini öğretir. Oruç, boşlukla yazılmış bir şiirdir, kelimeler susarken anlam büyür. Filtreler, yüzlere değil, niyetlere sürülmüş gibi yumuşatır her şeyi. Keskinlik azalır, merhamet artar. Ekranın camı, aynaya benzer, insan kendi sabrını görür.
Gün boyu susan beden, akşam olunca hikâye anlatır. Bir bardak su, evren kadar geniş bir sevinçtir; paylaşılınca çoğalan bir şükür. Zaman, imsaktan iftara uzanan bir iptir, herkes o ipe kendi düğümünü atar. Bu düğümler, görünmez bir tesbih gibi akışta dizilir. Parmaklarımız yerine başparmaklarımız çevirir taneleri.
Sosyal medya, mahallenin yeni avlusu olur. Eskiden kapı önlerinde fısıldanan tarifler, şimdi yorum satırlarında dolaşır. Bir annenin mutfağından yükselen koku, kilometreleri aşar; tarif, bir emanet gibi devredilir. Ekran başında yalnız görünenler, aynı saatte aynı hurmaya uzanarak görünmez bir cemaat kurar.
Fakat estetik, bazen suskunluğun üstüne düşen parlak bir gölgedir. Yoksulluğun görünmezliği ile lüks sofraların ışıltısı yan yana akar. Gösteriş ile şükür arasındaki ince çizgi, bir filtre kalınlığındadır. Beğeniler, niyetin nabzını ölçmez; ama insan yine de kalbinin attığını sanır. Ramazan, burada bir aynadır. Kime baktığımızı değil, nasıl baktığımızı sorar.
Gece ilerledikçe paylaşımlar yumuşar. Teravih dönüşü çekilen sokak fotoğrafları, serinliği taşır; ay, ekranın içinde ikinci kez doğar. Uykusuzluk, tatlı bir yorgunlukla karışır. Sahura doğru şehir, mavi bir rüyaya yatar. Bildirim sesi, kaşığın bardağa değmesi gibi ince ve metalik bir çağrıdır.
Bu estetik, hafızayı da şekillendirir. Çocuklukta duyulan davulun sesi, şimdi bir video kesitinde yankılanır, geçmiş, piksel piksel geri gelir. Gelenek, dijital bir nakışa dönüşür, motifler kaydırıldıkça çoğalır. Her paylaşım, kolektif bir albüme iliştirilmiş küçük bir nottur; yarına kalacak bir iz.
Bir de sessizce dolaşan niyetler vardır akışta. Kimisi bir ayet paylaşır, kimisi yalnızca bir tabak çorbanın buğusunu, her biri görünmeyene uzanan ince bir köprü kurar. Algoritmaların soğuk matematiği içinde, insanın sıcak arzusu dolaşır: anlaşılmak, hatırlanmak, affedilmek.
Ramazan estetiği, bir görüntüden fazlası olur: sabrın görünür hâli, bekleyişin zarif mimarisi. Sosyal medya akarken, oruç durmayı öğretir; hızın içinde bir yavaşlık açar. Ekranın ışığı söndüğünde geriye kalan, paylaşılan sofraların sıcaklığıdır. Ve belki de en çok, görünmeyen bir iyiliğin sessiz parıltısı kalır; kalpte, filtresiz.
Ve bayrama yaklaştıkça estetik değişir; hüzünle sevinç birbirine karışır. Son iftarın fotoğrafı, biten bir mektubun son cümlesi gibidir. Ekran kapanır, hilal incelir, fakat paylaşılan o ışık, içimizde bir süre daha yanmaya devam eder.