Ev, bir zamanlar güvenli bir limandı. Kahkahaların yankılandığı, gözlerin birbirini aradığı, sessiz anlaşmaların konuştuğu bir yer. Şimdi ise ekranlar araya girmiş, parmak uçlarıyla dokunulan bildirimler, kalplerin sıcaklığını gölgeliyor. Sosyal medya, sessiz bir misafir gibi evin içine sızmış, çiftlerin gözlerini birbirinden ayırıyor.
Fotoğraflar, filtrelerle süslenmiş mutluluk tabloları, gerçek yaşamın gri tonlarını gizliyor. Her “beğeni” bir övgü gibi görünse de, içeriden bakıldığında kıskançlık ve yetersizlik duygusunu besleyen bir gölgeye dönüşüyor. Evlilik, artık iki insanın hayatını paylaşmak yerine, sahte görüntülerin arasında savruluyor.
Bildirim sesleri, gecenin sessizliğini bölen bir çan gibi çalıyor; çiftler, uykusuz odalarda birbirlerine bakmak yerine ekranlara bakıyor. Sohbetler kısa mesajlarla sınırlanıyor, duygular emoji ve GIF’lerle ifade edilmek zorunda kalıyor. Kelimeler, bir zamanlar sarılmalar kadar güven verici değil artık.
Paylaşılan hikayeler, diğer hayatların pencereleri gibi parlıyor; “onlar mutlu, biz neden değiliz?” sorusu, zihinlerde usulca kök salıyor. Sosyal medya, evliliklerde kıyasın sessiz bir ajanı olmuş, sevgi yerine rekabeti, güven yerine şüpheyi getirmiş.
Aynı evin içinde yaşayan insanlar, ekranların arkasındaki uzak yüzlere bakarken birbirlerinin gözlerini unutuyor. Bir zamanlar el ele yürüdükleri sokaklarda, şimdi parmaklar ekranları kaydırıyor, kalpler ise sanal onaylara yaslanıyor. Fiziksel yakınlık, sanal ilginin gölgesinde silikleşiyor.
Evlilikte sadakat, artık sadece yürekten değil, internet geçmişinden de ölçülüyor. Gizli bildirimler, sessiz takipler ve mesaj geçmişleri, güvenin yerine merak ve kuşkuyu koyuyor. Sosyal medya, görünmez bir gözetmen gibi, çiftlerin ruhuna nüfuz ediyor.
Oysa aşk, kelimelerin ötesinde bir şeydi; bakışlarda, dokunuşlarda, sessizlikte saklı bir ritim. Ekranlar, bu ritmi bozuyor, ekran ışığı altında sönükleşen bakışlar, evin köşelerinde kayboluyor. Her “hikaye” bir perdeden başka bir perdeden bakmak gibiydi, gerçekliği çarpıtıyor, arzuları donduruyor.
Ama yine de umut var. Sosyal medyanın karanlık gölgesinde bile, elini tutan bir elin sıcaklığı, aynı sofrada paylaşılan bir kahvenin kokusu, ekranın ışığından daha güçlüydü. Evlilik, sadece görünüşten ibaret olmadığını hatırlatan sessiz bir direniş bu.
Çiftler, fark etmeye başladıkça ekranın ötesine bakmayı, birbirlerinin gözlerinde kaybolmayı öğrendi. Bildirimlerin yerine sohbet, emoji yerine sarılma geldi. Sosyal medyanın cazibesi, gerçek bağların önünde eğildi; gerçek aşk, algoritmalardan daha sağlam bir bağ kurdu.
Nihayetinde ev, yeniden liman oldu. Ekranlar sessizleşti, gözler birbirini aradı, kalpler parmakların dokunuşundan değil, birbirine uzanan ellerden ısındı. Sosyal medya bir araçtı artık, hayatın kendisi değil; evlilik, hâlâ iki insanın sessiz, derin ve kırılgan bir dünyasıydı.