İyi insan olmak, iyilik yapmak, insanın özüne en çok yakışan ve hayatı kutsayabilmek adına olması gereken seçimlerin başında gelir. Ruhumuz ve bedenimiz, ancak ve ancak kötülükten uzak durduğunda ve iyiliğe, iyilik yapmaya yönlendiğinde huzur bulur. Kendini bulmak, yaşamın anlamına adım adım erişmek isteyen insanlar, iyi insan olma yolunu seçerek yıllarını geçirme derdine zaten düşerler.
Günümüzün güzel geçmesi ve yaşadığımızı hissetmemiz; birbirimize yardım ederek, teşekkür ederek, selam vererek, zor zamanlarda toplumsal birliği sağlayarak olur. “Peki ya, iyilik nereye kadar iyiliktir?” “Nereden sonrası dozun aşılması anlamına gelir?”
Bir yerden sonra yaptığımız iyiliklerin görev olarak algılanması, burada dikkat edilmesi gereken ince bir çizgidir. Yaptığımız süreklilik arz eden iyilikler başta bizi memnun etse de, bir süre sonra karşı tarafın bizi “kötü insan” olarak etiketlemesine zemin hazırlayabilir. Bunun sebebi de karşıdaki insanın kişilik yapısını tam olarak bilemeyişimizden kaynaklıdır.
Karşıdaki insan narsist veya başka kişilik bozukluklarına sahip olabilir. Özellikle böyle kişilik örüntülerine sahip insanlara yapılan iyilikler günlük rutine dönüştüğünde, her şey iyi, hoşken, sonra sonra farkındalığımız artıp kullanıldığımızı düşünebiliriz ve iyilik yapmayı bırakabiliriz. Bu iyilik yapmaktan vazgeçmek anlamına gelmese de karşı taraf bunu böyle değerlendiremeyebilir. Yaptıklarımızın görevimiz olduğunu, davranışlarıyla ve sözleriyle de bize hissettirebilir. Bu iyilikleri aylarca hatta yıllarca sürdüren insanlarla, elbette karşılaşmışızdır. Manipülasyonun en tehlikelerinden biri de budur.
Bazen, karşıdan “bencil” olarak algılanmak ve karşı tarafa sınır koymak, bizi hem iyilik yapıp hem de suistimal edilmekten kurtarır. Herkesi memnun edemeyeceğinizi, bazen de “benden kıymetli değil” demeyi öğrenmeniz gerektiğini, kendi kalbinize ve zihninize fısıldadığınızda, toksik iyilikle gerçek iyiliği birbirinden daha kolay ayırt edebilirsiniz.