Beklemek, çoğu insanın sandığı gibi durmak değildir. Dışarıdan bakınca zaman sadece akıyormuş, sen de o akışın ortasında sabit duruyormuşsun gibi görünür. Oysa beklemek, içine kapanmış ama kendi içinde sürekli çalışan bir süreçtir. Sessizdir ama boş değildir; durağan görünür ama içten içe hep bir hareket taşır. Bir yerde durup zamanı izlerken, aslında zihnin çoktan kendi işine koyulmuştur. Henüz söylemediğin ihtimalleri tartar, küçük hesaplamalar yapar, bazı düşünceler kendiliğinden yer değiştirir. Beden bile fark etmeden kendi düzenini kurar; nefesin dengelenir, omuzun gevşer, bakışın başka bir noktaya kayar.
Beklemek, dışarıda görünmeyen ama içeride her an devinen bir düzen gibidir. Biz hareketi çoğu zaman sadece adım atmakla ölçeriz. Yürümek, yön değiştirmek, karar vermek. Ama düşüncenin yön değiştirmesi de bir harekettir. Duygunun ağırlığını yavaşça bırakması da. Bir fikrin sessizce olgunlaşması da. Ve bunların birçoğu, tam da beklediğimiz anlarda olur. Çünkü o anlar, zihnin kendi içine dönmesine izin verir; dışarının gürültüsü azalır, içerideki süreçler daha net görünür hale gelir.
Felsefede “potansiyel hareket” diye bir kavram vardır. Henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşmeye hazır olan her şey bu potansiyele dahildir. Beklemek de tam bu noktaya denk düşer: görünmeyen bir birikim. Dışarıdan hiçbir şey değişmiyormuş gibi görünür. Ama içeride bir karar şekillenir, bir yön belirginleşir, bir düşünce sessizce yerini bulur. Asıl hareketin ilk adımı çoğu zaman beklerken atılır, sadece dışarıdan fark edilmez. Bu yüzden beklemek pasif bir hal değildir. Sadece görünmez bir alanda gerçekleşen bir faaliyettir. İnsan bir durakta, bir kapının önünde ya da bir cümlenin bitişinde beklerken bile kendi ritmini ayarlar. Sabırla acele arasında bir çizgi bulur, etrafını fark eder, kendini yeniden konumlandırır. Küçük ama gerçek bir uyumlanma halidir bu.
Her hareketin hemen bir sonuç üretmesi gerekmez. Bazen beklemek, sonuca varmadan önce sessiz bir denge kurmaktır. Beden sabit durur ama zihnin içinde yollar açılır. Sen olduğu yerde kalan biri gibi görünürsün ama için çoktan yürümeye başlamıştır. Ve bu sessiz hazırlık, çoğu zaman yapılacak gerçek hareketi daha berrak hale getirir. Belki de beklemek, sandığımız kadar boş bir şey değildir. Sadece kendi ritmi olan, acele etmeyen bir süreç. İçinde çok şeyi yavaşça yerli yerine oturtan, insanı ağırlaştırmadan değiştiren bir alan.
Bazen duruyormuşsun gibi görünürsün, ama aslında içten içe ilerliyorsundur. Tıpkı bir yaprağın havada süzülürken yönünü bulması gibi.