Beyaz güllerin heba olduğu bir yol düşünün. Cezbedici bir görkemden, kırmızının yakut tonundaki öldürücülüğüne kadar uzanan bir yol…
Akşamdan kalan son mumlar, sonbaharın aciz rüzgarında yok oluyor ve rutubet kokusunu barındıran oda ciğerlerini kahrolası bir şekilde zehirliyor…
Parmakların gökyüzüne uzanmak istiyor; ama sen şu anda rutubet dolu odada donmuş balmumu tabakasını izlerken beyaz güllerin cezbediciliğine dileniyorsun.
Sonra? Sonrası belirsizliğin trajedisi işte…
Belki bir zemheri ayazında hayata tutunmaya çalışan kırmızı gelincik misali, kendinden ödün vererek anıtların ruhuna saygı duyuyor ve narinliğin getirdiği zayıflık ile hayatını sonsuzluğa armağan ederek evrenden siliniyorsun.