Gözlerimizi kapattığımızda gördüğümüz bu tablo yalnızca ürkütmekle kalmamalı; bizi derinden sarsmalı, uykularımızı kaçırmalı. Toplumumuzun tam kalbinde, her geçen gün büyüyen bir yara var: eğitimsizliğin anneden çocuğa, babadan oğula geçen zehirli mirası. Kendini geliştirmeyen, dünyaya gözleri kapalı yaşayan bir kadın, nasıl bir fidan yetiştirebilir, nasıl bir bireyi topluma kazandırabilir? Cevap acımasız ve net: Kazandıramaz. Aksine, kaybettirir; hem de bir nesli kaybettirir.
Karşımızdaki manzara vahimden de öte: cahil anneler, cahil babalar… Peki, onların yetiştirdiği çocuklar nasıl olur, düşündük mü hiç? Bu bir döngü değil, bir sarmal. Her yeni nesil, bir öncekinin bilgi fukaralığını, ufuk darlığını, eleştirel düşünme yetersizliğini devralarak büyüyor. Farkında olmadan, beyinleri aç, ruhları fakir, geleceğe dair bir vizyonu olmayan bir birey ordusu oluşturuyoruz. Bu, sadece bir kayıp değil, geleceğin intiharıdır!
Bir çocuk doğduğu andan itibaren ailesinin nefesiyle şekillenir. Annenin okuduğu her kitap, babanın edindiği her yeni bilgi, o çocuğun zihnine ekilen tohumlardır. Peki ya o tohumlar hiç ekilmemişse? Ya toprak kupkuruysa? O zaman o çocuk, sorgulamayan, merak etmeyen, ezberci bir kalabalığın içinde kaybolur gider. Toplumun en temel yapı taşı olan aile, ne yazık ki cehaletin birincil bulaşma noktası haline gelir. Bu bulaşma, salgın bir hastalık gibi tüm toplumu sarar.
Geleceği Kaybeden Nesiller ve Kırılması Gereken Zincir
Her geçen gün, toplumun kılcal damarlarına yayılan bu cehalet virüsü, sadece bireyleri değil, bir bütün olarak milletimizin geleceğini tehdit ediyor. Ekonomiden sanata, bilimden sosyal yaşama kadar her alanda geri kalışımızın temelinde, ne yazık ki bu “sessiz ölüm” yatıyor! Sorgulamayan, araştırmayan, öğrenmeye kapalı zihinler; yeniliklere ayak uyduramayan, değişime direnen bir toplum yapısı oluşturuyor. Bu kısır döngü, bizi çağın gerisinde bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda potansiyelimizi de yok ediyor. Geleceğin mimarları olması gereken nesiller, ne yazık ki geçmişin hatalarını tekrarlayan, ufku dar bireyler olarak yetişiyor. Bu gidişata dur demenin zamanı geldi, hatta geçiyor.
Zinciri Kırmanın Tek Yolu: Eğitim Seferberliği
Peki, bu utanç verici kısır döngüyü nasıl kıracağız? Cevap, bilinen ama bir türlü cesurca adım atılamayan tek kelime: Eğitim! Ama nasıl bir eğitim? Sadece çocukları okullara göndermek yetmez. Anneleri ve babaları da eğitmeliyiz. Onların eline kitap vermeli, düşünmeye teşvik etmeli, sorgulama cesaretini aşılamalıyız. Halk eğitim merkezleri, kütüphaneler, ücretsiz çevrimiçi kurslar… Fırsatlar oluşturmakla kalmayıp, bu fırsatları kullanmayı bir zorunluluk hâline getirmeliyiz. Toplumsal bir seferberlik ilan etmeliyiz: okumayı, öğrenmeyi, kendini geliştirmeyi en yüce değer olarak görme seferberliği. Bu seferberlik, her bir haneye girmeli, her bir zihni aydınlatmalıdır.
Unutmayın: Bir annenin cahilliği, bir neslin geleceğini karartır. Ama bir annenin bilgiye olan açlığı, bir toplumun kaderini aydınlatır. Çocuğuna sadece ekmek değil, kitap da verebilen; ona sadece nefes değil, fikir de aşılayabilen bir anne, geleceğe yapılan en büyük yatırımdır. Aksi takdirde, cehaletin o ağır zincirleri, nesillerimizi boğmaya, bizi karanlığa mahkûm etmeye devam edecektir.
Bu felaket senaryosunu durdurmak için neyi bekliyoruz? Bireysel olarak bu değişimin neresinde duruyoruz? Unutmayalım ki, bu mücadele sadece eğitim kurumlarının omuzlarına yüklenemez; her bir bireyin kendi üzerine düşeni yapması gereken bir sorumluluktur. Ya bu zinciri kırar, ya da cehaletin karanlığında boğuluruz!
FATMA YILDIZ