Mehmet Kuşcu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Türkiye’nin Ekonomik Zorlukları ve Çözüm Arayışları

Türkiye’nin Ekonomik Zorlukları ve Çözüm Arayışları

featured
3
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye ekonomisi, son yıllarda adeta zorlu bir yolda ilerliyor. Hepimizin malumu olan yüksek enflasyon, dur durak bilmeyen döviz kurları ve artık cep yakmanın ötesine geçip yaşam standardını tehdit eden maliyetler, günlük hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Özellikle mutfaklardaki yangın bir türlü sönmek bilmiyor, kiralar ise artık ulaşılması imkânsız seviyelere çıkmış vaziyette. Hal böyle olunca, toplumun geniş kesimlerinin alım gücü her geçen gün biraz daha eriyor. Ekonomik tabloya şöyle bir baktığımızda, bu sorunların kısa vadede sihirli bir değnekle çözülemeyeceğini görmek üzücü olsa da; asıl mesele bu zorlu süreci nasıl yöneteceğimiz ve geleceğe dair nasıl kalıcı çözümler üreteceğimizdir.

Türkiye’nin bugün en can sıkıcı sorunlarının başında gelen o kontrolsüz enflasyon, özellikle temel ihtiyaçlardaki fiyat artışlarıyla hepimizin bütçesini adeta altüst etti. Gıda fiyatları artık öyle bir noktaya dayandı ki, pek çok aile pazar arabasını doldurabilmek için mecburen daha ucuz ve kalitesiz ürünlere yönelmek zorunda kalıyor.

Bu geçim derdinin üzerine bir de büyük şehirlerdeki kira krizi eklenince, yaşam iyice çıkmaza girdi. Kiraların son birkaç senede ulaştığı o akıl almaz seviyeler, çalışan insanları artık şehir merkezlerinden uzaklaşmaya, hatta kimilerini yaşadığı şehri tamamen değiştirmeye zorluyor. Sadece mutfak masrafı ya da barınma da değil; enerji, akaryakıt ve ulaşım kalemlerine gelen zamlar da vatandaşın belini bükmeye devam ediyor.

Bu sarmalın içinde sağlık hizmetlerine ulaşmak bile her geçen gün zorlaşırken, gelir dağılımındaki o adaletsizlik artık her zamankinden daha belirgin bir şekilde göze çarpıyor. Orta ve düşük gelirli insanlar, bu fiyat hızına yetişebilmek için adeta nefes almadan kemer sıkmak zorunda kalıyor.

Bu ekonomik dalgalanmalar karşısında hükümet de boş durmuyor; piyasaları dengelemek için elindeki farklı araçları bir bir devreye sokuyor. Mesela Merkez Bankası, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımlarına gidiyor ama bu hamle aslında tam bir “iki ucu keskin bıçak.” Bir yandan fiyatların uçup gitmesini yavaşlatmaya çalışırken, diğer yandan yükselen kredi maliyetleri yüzünden iş dünyasının yatırım iştahı kaçıyor, bizlerin harcama gücü zayıflıyor.

Öte yandan, sosyal yardımlar ve asgari ücret zamlarıyla dar gelirli vatandaşa biraz olsun nefes aldırılmak isteniyor. Fakat ne yazık ki bu adımlar çoğu zaman kısa bir rahatlamadan öteye geçemiyor. Geçici destekler o anki sancıyı belki bir nebze hafifletiyor ama üretimi ve istihdamı gerçekten şahlandıracak o köklü, yapısal politikaların eksikliğini her geçen gün daha derinden hissediyoruz. Özellikle sanayi ve tarımda yerli üretimin arkasında duracak gerçek reformlar, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kazanması için elimizdeki en temel anahtar konumunda.

Bu zorlu iklimde halkımız da kendi çözüm yollarını üreterek ayakta kalmaya çalışıyor. Alışveriş alışkanlıklarımız tamamen kabuk değiştirmiş durumda; artık hepimiz daha uygun fiyatlı ürünlere yönelen, indirim kovalayan ve ikinci el pazarlarına daha çok ilgi gösteren birer “tasarruf uzmanı” haline geldik. Kimi vatandaşlar ek gelir kapıları ararken, kimi de harcamalarını minimuma indirerek hayata tutunuyor. Geleneksel mağazaların yerini hem uygun fiyat hem de kampanya avantajı sunan internet alışverişleri alırken; evden çalışma ve serbest meslek gibi esnek modeller, ekonomik krizle bireysel olarak başa çıkma yöntemi olarak giderek daha fazla tercih ediliyor.

Ekonomik sıkıntılar artık sadece cüzdanlarımızı boşaltmakla kalmıyor; toplumsal dokumuzu ve ortak geleceğimizi de içten içe sarsıyor. Fiyatların durdurulamaz yükselişi karşısında biriken o büyük huzursuzluk, yer yer işçi eylemleriyle veya toplumsal tepkilerle sesini duyurmaya çalışıyor; ancak ne yazık ki bu haykırışların siyasi kararlar üzerinde henüz beklenen o güçlü etkiyi yarattığını söyleyemeyiz.

Eğer gıda, barınma ve ulaşım gibi en temel ihtiyaçlarımızda kalıcı, elle tutulur çözümler üretilmezse, toplumun her kesiminde huzursuzluğun daha da tırmanması maalesef kaçınılmaz görünüyor. Belki de hepsinden daha vahimi, genç işsizliğinin geldiği nokta ve beraberinde getirdiği gelecek kaygısı… En iyi yetişmiş beyinlerimizi bu kaygılar yüzünden yurt dışına kaptırıyoruz ve bu durum, Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma potansiyelini her geçen gün biraz daha zayıflatıyor.

Türkiye’nin bu ekonomik sarmaldan gerçekten kurtulabilmesi için artık günü kurtaran pansuman çözümleri bir kenara bırakıp, kapsamlı ve derin nefes aldıracak reformlara odaklanması gerekiyor. Kalıcı bir istikrar istiyorsak; üretimi canlandıracak teşvikler, istihdamın önünü açacak samimi politikalar ve gelir adaletini yeniden kuracak düzenlemeler bizim için hayati birer ihtiyaç.

Özellikle tarım sektörüne yapılacak o stratejik dokunuşlar ve yatırımlar, aslında gıda enflasyonunu dizginlemenin en kestirme yolu. Kendi yerli üretimimizi ne kadar güçlendirirsek, dışarıya olan bağımlılığımız o kadar azalır; bu da döviz kurlarındaki o can yakan dalgalanmaların etkisini en aza indirir. Tabii sadece tarımla da bitmiyor; sanayide ve teknolojide yenilikçi bir ruhu destekleyip katma değeri yüksek işler üretmek, ekonomimizi asıl o zaman bir üst lige taşıyacak. Bir de büyümenin sadece belli bir kesimde kalmaması, yani tabana yayılması için KOBİ’lerimize verilen destekleri artırmalı ve dijital ekonominin sunduğu fırsatları iyi değerlendirmeliyiz.

Halkımızın dayanıklılığına, zor zamanlarda bulduğu o pratik ve yaratıcı çözümlere diyecek yok; bu gerçekten de bizim en büyük güç kaynağımız. Ama ne yazık ki bu devasa zorlukları aşmak için sadece bireysel çabalarımız artık bir yere kadar yetiyor.

Asıl mesele, hükümetin toplumun her kesimini gerçekten duyan, insana dokunan ve günü kurtarmak yerine geleceği inşa eden sürdürülebilir politikalar geliştirmesi. Ekonomik sıkıntılar ne kadar belimizi bükerse büksün, doğru adımlarla bu cendereden çok daha güçlü çıkabileceğimize inanıyorum.

Önemli olan, alınacak kararların sadece “bugünü atlatalım” mantığıyla değil, yarınımızı ve refahımızı garanti altına alacak bir vizyonla atılması. Eğer rotamızı üretime çevirir ve hakça paylaşmayı başarırsak, Türkiye’nin ekonomik istikrarını hep birlikte yeniden ayağa kaldırabiliriz.

Saygılarımla.

Türkiye’nin Ekonomik Zorlukları ve Çözüm Arayışları
+ - 3

Bir Cevap Yaz Ceylan Aypar İptal

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 20 Şubat 2025, 00:03

    Sayın Mehmet Kuşcu,
    Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Ele aldığınız konu ve ortaya koyduğunuz bakış açısı oldukça değerliydi. Akıcı üslubunuz ve derinlemesine analizleriniz, konunun daha iyi anlaşılmasını sağladı.
    Bu başarılı yazınızdan dolayı sizi tebrik ediyor, bundan sonraki yazılarınızı da merakla beklediğimi belirtmek istiyorum. Kaleminize ve emeğinize sağlık.

  2. Sayın Kuşcu,

    Ekonomik zorlukları ve çözüm önerilerini net bir şekilde ele alan yazınız için tebrik ederim. Konuyu hem halkın günlük yaşamına etkileri hem de uzun vadeli çözümler açısından değerlendirmeniz çok kıymetli. Emeğinize sağlık, başarılarınızın devamını dilerim.

    • 20 Şubat 2025, 00:44

      Sayın Okurum,
      Yazımı beğenmeniz beni son derece mutlu etti. İlginiz ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
      Saygılarımla.

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!