Elbette insan, hayatını idame ettirmek için başkalarıyla beraber yaşamaya muhtaçtır. Birlikte yaşayabilmek içinse insanların sahip oldukları farklılıklara tahammül etmeleri elzemdir. Bu tahammül sadece belirli bir gruba ve kesime karşı değil içtimai olarak uygulanmalıdır. Aksi takdirde fikir özgürlüğüne saygı duymak kavramı, sadece belirli bir kesimin çıkarına savunan bir önermeye dönüşür. Yani aksi takdirde durumun, ABD‘nin geri kalmış toplumları; demokrasi, adalet, eşitlik ve daha nice erdemlerle buluşturması meselesine dönüşmesi kaçınılmaz olur.
Bu bağlamda farklı görüşlere saygı duymak kavramından bahsedebilmek için öncelikle ortada birden fazla görüşün bulunması şarttır. Oysa günümüz liberal toplum yapısına ve bilhassa onun dayattığı ’’evrensel ilkeler’’ diye yutturulmaya çalışılan kavramlara odaklandığımızda, sadece tek bir görüşün mevcudiyeti ve empozesi açıkça göze çarpmaktadır. Dolaysıyla bu önerme otomatik olarak boşa düşmektedir.
Öte yandan farklı olan her görüşe saygı duymak denen bir şey gerçekten mevcut olsaydı o hâlde hukuk düzeni birtakım fikirleri cezaya çarptırma gereği duymazdı.
Her insan ve topluluk olayları ve fikirleri değerlendirirken kendi zihniyetinin ölçeğini kullanır. Bu, profesöründen sokaktaki halka kadar herkes için geçerli bir hakikattir. Keza bir Hristiyan, kendi inanç değerlerine göre iyiyi kötüyü belirler. Bir komünist, kendisine komünizm esaslarını ölçü kabul eder. Bir ateist, inançsızlığı düşüncelerinin merkezine alır. Bir Müslüman ise İslam’ın prensiplerine göre doğru-yanlış, iyi-kötü ayrımı yapar.
O halde İslam’a aykırı olmakla kalmayıp, hakaret ve inkar boyutuna varan birtakım düşüncelerin, her nerede olursa olsun, bir Müslüman tarafından tepki ile karşılanması oldukça olağandır. Tuhaf ve haksız olan ise başlangıçta belirtildiği üzere sadece kendi düşüncelerine saygı gösterilmesini istemektetir.